Hukuk Forum

Geri git   Hukuk Forum >  Hukukçulara Özel Forum Alanı > Stajyer Avukatlar Hakimler & Hukuk Fakültesi Mezunları

Stajyer Avukatlar Hakimler & Hukuk Fakültesi Mezunları Avukatlık ve Hakimlik Stajı ve Staja Yönelik Değerlendirmeler, Sorunların ve Çözüm Yollarının Dile Getirileceği Dayanışma, Yardımlaşma ve Paylaşım Alanı

Cevapla
 
Seçenekler Stil
  #1  
Alt 6 April 2009, 11:10
avukat avukat isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Moderator
 
Üyelik Tarihi: 19 January 2009
Mesajlar: 157
Standart İdari Yargıda Hakim ve Savcı Adaylarının Eğitimi

İDARİ YARGIDA HAKİM VE SAVCI
ADAYLARININ EĞİTİMİ*
Hazırlayanlar:
Özlem ERDEM KARAHANOĞULLARI** Salih ER***

GİRİŞ
“İdari yargıda hakimlik ve savcılık” ayrı bir meslek midir?
Bu sorunun yanıtını verebilmek için “idari yargı” kavramı üzerinde kısaca durmak gerektiğine inanıyoruz. Bunu yaparken de idari yargının tarihsel gelişiminden sözetmek gerekmektedir. İdari yargı kuruluşundan bu yana hangi aşamalardan geçti, bugünkü oluşumu nasıl?
Yukarıdaki sorulara verilecek yanıtlar, idari yargıda hakimlik ve savcılık mesleğinin de gelişimine ışık tutacaktır. Zaman içinde tek dereceli sistemden iki dereceli yapıya geçişin (hatta Bölge İdare Mahkemelerinin bugünkü görevleri ve oluşumu ile üç dereceliye benzer yapı) idari yargıda görev yapan hakim ve savcıların mesleğe giriş ve meslek hayatlarında ne tip değişikliklere yol açtığını da anlamamızı kolaylaştıracaktır.
Bu konulara değindikten sonra idari yargıda hakimlik, savcılık ve yüksek mahkeme üyeliği (Danıştay üyeliği) kavramları kısaca açıklanmaya çalışılacaktır. Çünkü ancak bu kavramlar açıklandıktan sonradır ki “idari yargıda hakimlik ve savcılık” mesleğine nasıl girileceği, hangi koşullara sahip olmak gerektiği ortaya konabilir. “İdari yargıda savcılık” kurumunun adli yargıdakinden çok farklı olması karşısında bu konuda da açıklamalar yapılması gerektiğini düşünüyoruz.
Meslekle ilgili temel bilgileri verdikten sonra alınacak eğitim ile ilgili olarak mesleğe giriş öncesini ve sonrasını ayrı ayrı inceleyeceğiz.
Mesleğe giriş öncesi ile ilgili olarak hukuk fakülteleri ile programlarında hukuk bilgisine yer veren diğer fakültelerdeki hukuk (özellikle kamu hukuku) eğitimini karşılaştırmaya, idari yargı ile ilgili en çok tartışılan konulardan biri olan hukuk mezunu olan – olmayan ayrımının getiri ve götürülerine ve bu konudaki sıkıntıların ne şekilde giderilebileceğine ilişkin çözüm önerilerine değineceğiz.
Meslek adaylığı (staj) sürecine gelince, bildirimizin temel tartışma noktalarından biri olacak. Bu konuyu ayrıntıları ile anlatmaya ve bugünkü sistemdeki iyi ve kötü yönleri (geçmiş sistemle de karşılaştırarak ve yeni öneriler de getirerek) göstermeye çalışacağız.
Hiç kuşkusuz bu bölümde üzerinde durulması gereken noktalardan birisi de mevcut “Hakim – Savcı Adayları Eğitim Merkezi”nin yerini alması düşünülen “Adalet Akademisi” ile ilgili çalışmalardır. Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan Akademinin kuruluş ve görevleri hakkındaki kanun tasarısına yönelik Danıştay görüşlerinden sözedeceğiz.
Son olarak, meslek (hizmet) içi eğitimi konuşacağız. Buradaki temel sorun, staj sonrası mesleğe adım atan hakim ve savcılar için hizmet içi eğitim zorunluluğu bulunmayışı. Hizmet içi eğitimin gerekliliği, ancak iş yükü ve olanak sınırlılıkları nedeniyle zor oluşu üzerinde durarak bu konuda da somut öneriler sunmaya çalışacağız.
I - “İDARİ YARGI” KAVRAMI
A – Yargı Ayrılığı (Adli Yargı – İdari Yargı Ayrımı)
Kamu hukuku-özel hukuk ayırımının, sınırları kesin olarak belirlenebilir bir ayırım olmadığı ve bu iki kategori arasında geçişkenlikler bulunduğu doğru olsa da, toplumsal olay ve ilişkilerin çözümlenmesi, kamu hukukuna ait farklı bir yaklaşımın varlığını ve yararını kanıtlamaktadır. Bunun temel nedeni, “kamu hukuku bakışı”nın, hukuk devleti, demokrasi ve insan hakları gibi, bugün için evrensel değere ve yaşamsal öneme sahip olduğu kabul edilen kavramların gelişiminde oynadığı belirleyici roldür.
Gerçekten, kamu hukukunun, konu edindiği “devlet”e ilişkin en önemli sorun, devlet kudretinin/iktidarının sınırlanması ve bireyin özgürlüklerinin devlet karşısında korunması olmuştur. Bu anlamda, insan haklarının olumlulaştırılması ve hukuk devleti ilkesinin yerleştirilmesi, kamu hukukunun (özellikle de idare hukukunun) gelişimiyle koşuttur.
“Hukuk devleti kavramı, varlığını idare hukukunun doğuş ve gelişimine borçludur. Denebilir ki hukuk devletinin tarihi idare hukukunun tarihiyle aynı yaştadır. Hukuk devleti ilkesinin birinci ve en önemli öğesinin idarenin kanuniliği ve yargısal denetiminden oluşması, bu gerçeği ortaya koymaktadır. Bunun nedeni açıktır: idare, devletin, toplumsal ve kişisel yaşama – olumlu ve olumsuz anlamda – en yoğun biçimde müdahale etmek zorunluluğunda olan işlevidir ve bu nedenle kişi hak ve özgürlükleri bakımından şöyle veya böyle tehlikeli sayılabilecek yetkileri de içermektedir. Bu olgu, idarenin hukuk kurallarıyla sınırlanması ve bu sınırlara uyup uymadığının da yargı yoluyla denetlenmesi zorunluluğunu birlikte getirmiştir ki, idare hukukunun temel konusunu da bu husus oluşturmaktadır.”
Günümüzde gerek Kara Avrupası, gerekse Anglo – Amerikan ülkelerinde olduğu gibi, Türk hukuk sisteminde de idarenin eylem ve işlemlerinden “menfaati ihlal edilen” ya da “hak kaybına uğrayan” kimse, yetkili yargı yerine başvurarak idari işlemin iptalini ya da karşılaştığı haksızlığın giderilmesini isteyebilir.
İdarenin yargı yoluyla denetimi, yargı birliği ilkesinin geçerli olduğu sistemlerde “adli mahkemeler”, yargı ayrılığı ilkesinin geçerli olduğu sistemlerde ise bağımsız “idari mahkemeler” eliyle yapılmaktadır. Yargı birliği sistemi, genel olarak Anglo – Amerikan ülkelerinde uygulanmaktadır. Bu sistemde yargı bir bütün olarak örgütlenmiştir. Tek bir düzen olarak örgütlenen yargı, hem bireyler arasında çıkan uyuşmazlıklara hem de bireylerle idare arasında çıkan uyuşmazlıklara bakar. Türkiye gibi Kara Avrupası hukuk sistemini benimseyen ülkelerde ise, idarenin yargısal denetimi adli mahkemelerden bağımsız idari mahkemeler eliyle yapılır.
“İmparatorluk döneminde zaman zaman gidilen yargı birliği yaklaşımından olumlu sonuç alınamamış olduğundan, 1868 yılından başlayarak uygulanan sistem, adli yargı – idari yargı ayrılığı olmuştur. İmparatorluğun yıkılıp Cumhuriyetin kurulduğu en zorlu dönemlerde bile, idari yargının eksikliği duyulmuş ve Cumhuriyet, yargı ayrılığı sistemini ülkenin gereksinimlerine yanıt veren bir sistem olarak kabul etmiştir. Gerçekten, bir kurumun, 134 yıl gibi çok uzun bir süre gelişerek varlığını koruyabilmesi, bir gereksinimi karşılaması, o gereksinime yanıt verebilmesiyle olanaklıdır. 134 yıl boyunca, zaman zaman da olsa ortaya atılan yargı birliği savlarına karşın, Danıştay’ın ve genel olarak idari yargının hukuk devletinin yerleştirilmesi ve geliştirilmesinde üstlendiği önemli görevin yerine getirilmesinde gösterdiği başarılı çalışma, benimsenen sistemin ülke gerçeklerine ne denli uyduğunu ortaya koymuştur.”
B - İdari Yargı Örgütünün Gelişimi
5 Mart 1868 Danıştay ve Yargıtay’ın kuruluş tarihidir. Meclisi Vala-i Ahkamı Adliye’nin iki meclise ayrılmasıyla Şûrayı Devlet ve Divanı Ahkamı Adliye – bugünkü adlarıyla Danıştay ve Yargıtay – oluşmuştur. Bu tarih, adli yargı – idari yargı ayrımının da başlangıcını oluşturmaktadır.
İmparatorluk Danıştayı, padişah tarafından zaman zaman kanunname, emir ve iradelerle doldurulmaya çalışılan kamu hukuku alanındaki yetersizliği gidermiş; İslam hukuku yanında, genel anlamda bir idare hukukunun doğmasını da sağlamıştır. Hukuk kurallarını hazırlama ve yorumlama alanında yapmış olduğu hizmet yanında, idari danışma görevi ağırlık taşımıştır. Şûrayı Devlet, her çeşit kanun ve tüzük tasarılarını incelemek ve hazırlamak, her türlü mülki işler hakkında kendisine verilmiş olan yetkiler dairesinde karar vermek, mülki ve adli makamlar arasında çıkan uyuşmazlıkların merciini belirlemek, yürümekte olan kanun ve tüzükler hakkında, devlet dairelerinden gelen yazıları, görüş bildirmek yoluyla yanıtlamak, hareket tarzları kendisine padişahın bir emri veya devletin kanunları uyarınca bildirilmiş olan memurları yargılamak, padişah ve nazırlar tarafından kendisine sorulacak her türlü sorun hakkında görüş bildirmek, vilayet meclisi umumileri tarafından ıslahata dair karar verecekleri maddelerin mazbatasını incelemek ve belirlemek, Devlet Şûrasının daire başkanları ile her daireden birer üyenin oluşturacağı bir meclis ile her yıl yapılan özel bir toplantı ile bütçenin gelir ve gider bölümlerini incelemek yetkilerine sahiptir.
Şûrayı Devlet, kendisine verilen yetkilere göre beş daireye ayrılmıştır. Bu daireler, Mülkiye ve Harbiye Dairesi; Maliye ve Evkaf Dairesi; Kanun Dairesi;Nafia, Ticaret ve Ziraat Daires ile Maarif Dairesidir.
Daha çok danışma ve inceleme organı olarak görev yapan İmparatorluk Danıştayı, 4 Ekim 1922 tarihinde, İstanbul’daki diğer saltanat kurumları gibi son bulmuştur. Kurtuluş Savaşı sırasında ve savaşın kazanılmasından sonra, Büyük Millet Meclisinde bir komisyon tarafından, Danıştay’a verilen görevler yerine getirilmeye çalışılmış, ancak Danıştay’ın yokluğundan doğan sıkıntının giderek artması karşısında, 1924 Anayasasının 51. maddesi ile yeniden kurulması öngörülmüştür. Şûrayı Devlet, bu tarihte biri dava (Deavi Dairesi), üçü de idari (Tanzimat, Mülkiye, Maliye ve Nafia Daireleri) olmak üzere dört daireden oluşmuştur. Artan iş yükünü karşılamak üzere 1931 yılında ikinci bir dava dairesi (İkinci Devai Dairesi) kurulmuştur.
30.12.1938 tarih ve 3546 sayılı Yasa ile Şûrayı Devlet adı yerini Devlet Şûrası adına bırakmış ve dairelerin isimleri kaldırılarak her biri numara sırası izleyerek unvan almaya başlamıştır. 1935 yılında 7000 olan dava sayısının 1946 yılında 41300’e ulaşması üzerine, 1946 yılında dava dairesi sayısı üçe, toplam daire sayısı da altıya çıkarılmıştır.
1950’li yıllarda hukuk alanında yaşanan gelişmeler Danıştay’ın iş yükünü taşınamaz boyutlara getirince 1959 yılında idari daire sayısı dörde, dava dairesi sayısı ise beşe çıkarılmıştır.
Danıştay 1961 Anayasası ile bağımsız anayasal kurumlardan biri olarak daha güçlü yetkilerle donatılmış ve yüksek mahkemeler arasında yerini almıştır.Gerek 1961 Anayasasının ilgili hükümleri,gerek 521 sayılı Danıştay Kanunu,idari yargı denetimi yolu ile hukuk devletinin kuruluşuna ve kökleşmesine önemli katkıda bulunmuşlar, 521 sayılı Yasa ile bir yandan Danıştay teşkilatında büyük değişiklikler yapılırken, diğer yandan birikmiş işlerin tasfiyesi ve bundan sonra gelecek işlerin olası artışı göz önüne alınarak dava dairelerinin sayısı on ikiye çıkarılmıştır.
Danıştay, 1980 döneminde Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin kurulmasıyla, alt derece mahkemeleriyle bütünleşen bir temyiz organı konumuna getirilmiştir. 6 Ocak 1982 tarihli 2575 sayılı Danıştay Kanununun 1. maddesinde Danıştay’ın, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile görevlendirilmiş Yüksek İdare Mahkemesi, danışma ve inceleme mercii olduğu hükme bağlanmıştır.
İdare ve vergi mahkemeleri idari yargıda genel görevli mahkemeler olarak kurulmuştur. Böylece Danıştay Kanununda, Danıştay tarafından ilk derecede bakılacak davalar dışında kalan bütün idari davaların çözülmesi idare ve vergi mahkemelerinin görev alanına alınmıştır. 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun ile sınırlı sayıda uyuşmazlığın tek hakimle karara bağlanacağı ve bu kararlara karşı Bölge İdare Mahkemelerine itiraz edilebileceği hükme bağlanmıştır. 2000 yılında 2576 sayılı Kanunda yapılan değişiklik ile de tek hakimle bakılan davalarda artış yapılmıştır. Bu sayede, Danıştay’ın temyiz mercii olarak baktığı dava sayısı azaltılarak Bölge İdare Mahkemelerinin itiraz üzerine inceleme yaptıkları iş sayısında artış gerçekleştirilmiş ve Bölge İdare Mahkemeleri istinaf benzeri bir yapıya getirilmiştir.
II – “İDARİ YARGIDA HAKİM VE SAVCI” KAVRAMLARI
Yukarıda anlattıklarımız çerçevesinde, başlangıçta sorduğumuz “idari yargıda hakimlik ve savcılık ayrı bir meslek midir?” sorusuna dönecek olursak, elbette soruya verilecek yanıt evet olacaktır.
A – “Hakim”
İş ve İşçi Bulma Kurumunun internet sayfasında hakim (yargıç), devlet ile birey arasındaki veya bireylerin kendi aralarındaki veya devletin iki idari birimi arasındaki anlaşmazlıkları ile kamu düzenini bozan suçlara ilişkin konuları, Anayasaya, kanunlara ve hukuk ilkelerine uygun olarak inceleyen, vicdani kanaatine göre ve bağımsız olarak karar veren kişi olarak tanımlanmıştır.
Yine aynı kurum tarafından mesleğin gerektirdiği özellikler aşağıdaki şekilde sıralanmıştır:
Hakim olmak isteyenlerin;
o Üst düzeyde akademik ve sözel yeteneğe sahip,
o İkna gücüne, sağlam bir mantık ve sezgiye sahip,
o Sosyal bilimlere ilgili ve bu alanda başarılı,
o Sabırlı ve anlayışlı,
o Tarafsız karar verebilen
o Sorumluluk sahibi,
o Değişik görüşlere ve yeniliklere açık, okumayı ve araştırmayı seven, kimseler olmaları gerekir.
İş ve İşçi Bulma Kurumu, hakimlik mesleğini tanımlarken ve gerekli özellikleri sıralarken adli – idari yargı ayrımı yapmamıştır. Ancak Türk hukuk sisteminde, hakimler, adli yargı – idari yargı hakimleri olarak görev yapmaktadırlar (Anayasa m 140, Hakimler ve Savcılar Kanunu m 3 / a – 1,2).
Hakimler ve Savcılar Kanununun 3. maddesine göre “idari yargıda hakim” kavramı, mahkeme başkan ve üyelerini, hakimleri, Danıştay tetkik hakimleri ile Adalet Bakanlığı Merkez Kuruluşunda idari görevde çalışan hakimleri anlatmaktadır.
İdari yargıda görev yapan hakimler, kişilerle yürütme ve idare arasındaki ilişkileri düzenleyen mevzuatın uygulanmasından doğan uyuşmazlıkları karara bağlamakla görevlidirler. Bu durum, idari yargı hakiminde yukarıda sıralanan özellikler dışında ve klasik hukuk bilgisi yanında, kamu hizmetleri alanında mesleki yetişkinlik, idari bilgi ve deneyimi aramayı gerekli kılmaktadır. Bir başka deyişle, idari yargı hakiminin, hukuki bilgi ve uzmanlık oluşumunda kamu hizmetleri alanında da deneyim sahibi olması gerekmektedir.
İdari işlemlerin hukuki ve teknik ögelerden oluşan karmaşık nitelikli hukuki işlemler olması, bunlara ilişkin uyuşmazlıkların çözümünde de ayrı bir bilgi ve uzmanlığı beraberinde getirmektedir. “Bu nedenle, bu işlerin tekniğini bilmeyen, kamu hizmetine egemen olan ilkelere ve idarenin ihtiyaçlarına ve faaliyetlerine yabancı bulunan, kendilerine gelen uyuşmazlıkları sadece özel hukukun ölçüleri içinde ve sırf hukuki bir açıdan çözmeye alışmış olan adliye hakimlerinin, idari davalar dolayısıyla, idare işlerine katılmaları bu davaların çözümünü sürüncemede bırakmış olur. Buna karşılık, hem hukukçulardan ve hem de idarenin çeşitli alanlarında uzmanlaşmış teknisyenlerden oluşan bir idari yargı bu uyuşmazlıkları daha basit bir yöntem ile çabuk ve hizmetin gereklerine daha uygun bir şekilde çözer.”
Anayasa Mahkemesi de 1976 tarihli bir kararında idari yargı ve idari yargı hakimlerinin durumunu aşağıdaki şekilde ortaya koymuştur:
“İdari yargının, yani adli yargıdan ayrı ve bağımsız bir idari yargı isteminin Anayasaca ve idare hukukunca kabul edilmiş olmasının nedeni, kamu hizmetlerinden doğan anlaşmazlıkların yapılarındaki özellikler; bunlara uygulanacak kuralların hukuki ve teknik bir nitelik taşıması; özel hukuk dalı ile idare hukuku arasında büyük bir bünye, esas ve prensip farkının var olması; idari işlemlerin, idare hukuku dalında uzmanlaşmış ve kamu hukuku alanında bilgi ve tecrübe edinmiş hakimlerce denetlenmesinin zorunlu sayılmış olmasıdır.”
İdari yargı hakimi tarafından verilen kararlar, sadece ilgilisine yönelik olabileceği gibi zaman zaman da ülke çapında etkili olacak toplumsal, ekonomik, kültürel ya da siyasal konulara ilişkin olabilmektedir. Örneğin, iki kişi arasındaki satım sözleşmesine ilişkin bir uyuşmazlık somut ve özel bir olaya çözüm getirerek yalnızca davanın taraflarını etkilerken, “güç bedeli” adı altında bütün elektrik tüketicilerinden bedel alınmasına ilişkin düzenleyici işlem hakkındaki yargı kararı, davanın tarafları yanında tüm bir toplum yaşamını etkileyecek soyut ve genel bir nitelik taşımaktadır.
Olaya bu açıdan bakıldığında da bir idari yargı hakiminin, idari işlemlerin ögelerini kavrayacak hukuki yetişkinlik, bu işlemlerin teknik özelliklerini saptayacak beceri, idare hukuku alanında çıkacak uyuşmazlıkları çözmeye yetecek bilgi ve uzmanlığa sahip olması gerekmektedir.
Diğer yandan idari yargı önüne gelen uyuşmazlıkların idare ile kişileri davalı ve davacı konumuna getirmesi karşısında, idari yargıda görev yapan bir hakim, karar verirken kişi yararı ile kamu yararı arasında denge kurabilecek durumda olmalıdır. “İdari yargı hakimi, bu dengeyi sağlarken kişi yararı ile kamu yararını adil bir biçimde bağdaştırarak hem kişi yararını korumayı bilmeli hem de kamu hizmetinin devamlı, düzenli ve eksiksiz yürümesini sağlayacak çözüm yollarını bulabilmelidir. ... İdari yargı hakimi, sözü edilen güç görevleri yerine getirebilmek için idare hukukunun ilkelerine, kavramlarına, kaynaklarına hakim olmalı ve bu hukukun problemlerini vaktinde görebilme, süratli ve isabetli çözebilme yeteneğine sahip bulunmalıdır.” İdari yargı hakimliği için aranan koşullar, adli yargı hakimliği ile arasındaki farkı da ortaya koymamızı sağlamıştır.
Bu bağlamda, idari yargı ile adli yargı arasında sınavsız geçişin de mümkün olmadığını belirtmek gerekmektedir. Adli ve idari yargıda görev yapan hakim ve savcıların iki yargı sistemi arasında geçişini düzenleyen ve Hakimler ve Savcılar Kanununda değişiklik öngören maddenin iptali istemiyle açılan davada, konu, Anayasa Mahkemesi kararıyla aşağıdaki şekilde değerlendirilmiş ve ilgili hüküm Anayasaya aykırı bulunarak iptal edilmiştir:
“Yargı ayrılığı, yargı organlarının görev alanları ve yapı türleri yönünden nesnel ayrılıkları yanında bu organlarda görev yapacak hakim ve savcıların öğretim-eğitimleriyle yetişme düzenleri bakımından ayrılıklarını, uzmanlıklarım da gerekli kılar. Atanma ve özlük işlemlerinin aynı kurulca gerçekleştirilmesi, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun Yargıtay üyeleri gibi Danıştay üyelerinin dörtte üçünü de seçmesi yargı birliğinin benimsendiğini gösteremez. Asıl olan, görevlendirme yöntemi ve yetkisi değil, görevlendirilecek olanın nitelik ve uzmanlığı, yargı alanının ayrılığıdır. Bunlar olunca yargı birliğinden sözedilemez. Anayasa’nın 140. maddesindeki adli ve idari yargı hakim ve savcıları ayrımının adli ve idari yargı ayrımına dayandığı Anayasa’nın yüksek mahkemelerle ilgili 154. maddesinde Yargıtay’ı adliye mahkemeleri; 155. maddesinde de Danıştay’ı idare mahkemeleri için son inceleme mercii olarak göstermesiyle bellidir. Anlaşılmaktadır ki, kuruluş ve yapılanma sürecine göre, ilk derece mahkemelerinden yüksek mahkemelere doğru, adli ve idari yargı ayrımı benimsenmiş, korunmuş ve geliştirilmiştir. Bu belirgin oluşumu, Anayasa’nın Uyuşmazlık Mahkemesiyle ilgili 158. maddenin içeriği de doğrulamaktadır. “Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu” başlıklı 159. maddenin üçüncü fıkrasında da adli ve idari yargı hakim ve savcıları açıklığı yer almaktadır. Kendinden önce yürürlüğe giren kuruluş yasalarıyla uyum içinde Anayasa maddelerinde yinelenen sözcükler, yalnız birer ad ya da sıfatı değil, kurumsal oluşumu gelişen yapısıyla ve ilkeleriyle göstermektedir, idari yargının adli yargıdan ayrıldığı, yalnız Danıştay’ın korunmasıyla değil, idare mahkemelerinin kurulmasıyla kesinlik kazanmış bir olgudur. Bu nedenle 140. maddeyi yargı ayrılığı ilkesiyle birlikte değerlendirmek zorunlu olmaktadır.”
“Adli ve idari yargı yolu ayrımı, uyuşmazlıklara uygulanan kurallardan değil, anlaşmazlığın kaynaklandığı esaslardaki ayrılıktan ileri gelmektedir. Bu nedenle adli yargı alanındaki bir uyuşmazlığın idari yargı hakimine, idari yargı alanındaki bir uyuşmazlığın da adli yargı hakimine gördürülmesi sonucunu doğuracak, savcıları da aynı biçimde görevlendirmeye elverişli bir düzenleme Anayasa’nın öngördüğü yargı ayrılığı ilkesiyle çelişecektir. Bu tür düzenleme, Anayasa’nın 140. maddesiyle bağdaşmaz. Bu maddede yatay geçişi engelleyen bir açıklık bulunmaması dava konusu düzenleme için dayanak oluşturamaz. Genel nitelikteki Anayasa kuralı gereğinin yerine getirilmesi için tersini yasaklayan bir kuralın aranması gereksizdir. Kurum ve kavramların ayrı ayrı ve birlikte değerlendirilmesi, yorumlanmalarıyla açıklanan içerikleri, anlam ve amaçtan açık yasak aranmasını gereksiz kılan doğrultuları göstermektedir. Kaldı ki yurttaşların güven duygularını sarsacak uygulama olasılıkları bağımsızlık ve güvence kurumu için çok sakıncalıdır. Hakim ve savcıları görev değişikliği endişelerine itecek durumların onlardan adalet bekleyenleri daha çok etkileyeceği kuşkusuzdur. Atanma, yer değiştirme, görev değişikliği kaygıları, adalet gereklerine uygun görev yapma yeteneğini etkileyebilir, istek dışı değiştirmelerde bağımsızlık ve güvence esaslarıyla uyuşmazlık belirginleşmektedir. İsteğe bağlı geçişlerde bağımsızlık ve güvence zedelenmezse de yargı ayrılığı ilkesiyle çelişki somutlaşmaktadır. Kaldı ki isteğe bağlı nakillerde de bağımsızlık etkilenebilir. İstekle, istediği yere ve göreve nakil olanağı olumsuz çabalara itebilir. İstediğini elde etmek için bağımsızlıktan ödün vereceklerin çıkması olasılığı da aykırılığın belirtisidir. Bu durumların, Hakim ve savcı niteliği ile özlük haklarını ilgilendiren bir yönü yoktur.”
İdari yargıdaki hakimliğin, adli yargıdaki hakimlikten farklı olduğunu bu şekilde anlattığımıza göre sıra geldi idari yargıdaki hakimlik kurumundan nelerin anlaşıldığını açıklamaya. İdari yargı hakimlerini ilk derece mahkemelerinde görev yapanlar ve Danıştay’da görev yapanlar olarak iki ana gruba ayıracağız .
- İlk derece mahkemelerinde görev yapan hakimler:
Bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemeleri 2576 sayılı Kanunla verilen görevleri yerine getirmek üzere kurulmuş bağımsız mahkemelerdir. Bu mahkemelerin başkan ve üyeleri idari yargı hakimleri olarak mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik güvencesi esaslarına göre görev yaparlar. Gerekli hallerde idare mahkemesi hakimi vergi mahkemesi hakimliğine ya da vergi mahkemesi hakimi idare mahkemesi hakimliğine atanabilir.
İlk derece mahkemeleri ilke olarak kurul halinde toplanıp karar verir. “Kurul sistemi birçok kamu hizmeti gibi bir ekip çalışmasını zorunlu kılan kollektif bir faaliyettir. Toplu çalışma ile sorunların çok yönlü olarak ele alınması ve işlerin derinlemesine incelenip tartışıldıktan sonra ortak çözümlere ulaşılması amaçlanır.”
Kurul halinde toplanıldığı hallerde, hakimlerden herbiri, mahkeme başkanı tarafından kendisine havale edilen ve önceden inceleyip notlar aldığı ve özet çıkardığı dava dosyalarını diğer hakimlere kendi kanaatlerini de açıklayarak sunar ve bu sunum üzerine kurul uyuşmazlığı çözüme kavuşturur. Bu nedenle çalışmanın ilerleyen bölümlerinde de değineceğimiz gibi bir idari yargı hakiminin en önemli özelliklerinden biri iyi bir raportör olmasıdır.
- Danıştay Tetkik Hakimleri:
İdari yargı hakimleri içinden Danıştay’da görevli olanlarına Danıştay tetkik hakimi denmektedir. “Danıştay tetkik hakimleri beş yıl meslekte hizmet etmiş ve olumlu sicil almış olanlar arasından Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca atanırlar.”(Danıştay Kanunu m. 11/1).
Danıştay Kanununun 62. maddesinde belirtildiği üzere tetkik hakimlerinin en temel görevi, kendilerine havale edilen dava dosyalarını inceleyerek daire ve kurullara dosyaları anlatmak, kendilerinin uyuşmazlıkla ilgili görüşlerini açıklamak, daire veya kurullarda yapılan tartışmalar sonucu varılan karara ilişkin taslağı yazmaktır.
Yukarıda belirtilen işleri iyi bir şekilde yapabilmek için bir tetkik hakiminde bazı özellikler bulunması gerekmektedir . Dosya incelerken not alma, özet çıkarma çok önemlidir. Dosya daire veya kurula aktarılırken gereksiz ayrıntılara girilmemeli, dinleyip karar verecek üyelerin dikkati dağıtılmamalı, açık ve düzgün bir anlatımla konunun özü ortaya konmalıdır. Aynı ya da benzer konularla ilgili daha önceden verilmiş kararlar araştırılıp bulunmalı ve daire ya da kurullara bu kararlar anımsatılmalıdır. Danıştay’ın içtihat mahkemesi olma özelliği de gözönüne alındığında bu husus daha da önem kazanmaktadır. Yine dosyanın görüşülmesi sırasında ilgili mevzuatın el atında bulunması da yararlıdır. Konu tetkik hakimi tarafından ne kadar iyi kavranmış ve anlaşılmış ise dosyadaki uyuşmazlık da o kadar kolay çözülür.
İncelenip sonuçlandırılan dosyalara ilişkin karar taslaklarının da tetkik hakimleri tarafından yazıldığını belirtmiştik. Tetkik hakimlerinin hazırladıkları taslaklar, daire veya kurullardaki kıdemli tetkik hakimleri, üyeler ve başkanlar tarafından kontrol edilir, gerekli hallerde değişiklik yapılır ve son halini alır. Karar, dava dosyasının incelenmesi sırasında yapılan görüşmeler ve tartışmalar sonucu elde edilen bilgiler ve varılan sonuçlar gözönüne alınarak kaleme alınır. Bir dosya ne kadar iyi incelenmiş ve davanın özü ne kadar kavranmışsa kararın yazımı da o derece kolay ve başarılı olacaktır.
Bunların dışında kompozisyon bilgisi ve yazı yazma yeteneği gelişmiş kimseler karar yazmada daha başarılı olacaktır. Bir kararın iyi olması için, gereksiz yere uzatılmamış, özlü şekilde yazılmış ve dilbilgisi kurallarına özen gösterilerek, noktalama işaretleri doğru kullanılarak ve yalın bir dille yazılmış olması gerekir. Yazılan kararın sağlam gerekçelere dayanması da şarttır. Kararda yer alan yeterli ve doyurucu gerekçe taraflarda vicdani huzuru sağlarken, hakimlerin de hukuk mantıklarını ve bilgilerini ortaya koyma olanağı vermektedir.
Şüphesiz bu sözünü ettiğimiz hususlar ilk derece mahkemelerinde görev yapan hakimler açısından da geçerlidir.
B – “Savcı”
Hakimler ve Savcılar Kanununun 3. maddesine göre “idari yargıda savcı” deyimi, Danıştay Savcıları ile Adalet Bakanlığı merkez kuruluşunda idari görevlerde çalışan savcıları ifade etmektedir .
Danıştay’da savcılık kurumu, ilk kez, “müddeiumumilik” adı altında 1925 yılında 669 sayılı Şûrayı Devlet Kanunu ile getirilmiştir. 669 sayılı Kanunu yürürlükten kaldıran 1938 tarihli 3546 sayılı Kanunda da müddeiumumi terimi kullanılmıştır. Daha sonra 1946 yılında kabul edilen 4904 sayılı Danıştay Kanunu ile kurumun adı “kanunsözcülüğü” ile değiştirilmiştir. 1961 Anayasası döneminde 1964 yılında kabul edilen 521 sayılı Danıştay Kanununda da “kanunsözcüsü” ifadesine yer verilmiştir.
Ancak 1981 yılında yürürlüğe giren 2461 sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununda “savcı” terimi benimsenmiş, aynı şekilde 6.1.1982 tarihli 2575 sayılı Danıştay Kanunu ile aynı yıl kabul edilen Anayasada da “savcı” sözcüğü kullanılmıştır.
“Savcı” sözcüğü kurumu anlatmak için uygun mudur ? Biz bu sözcüğün uygun olmadığını, eskiden olduğu gibi bu kurumu karşılamak üzere “kanunsözcüsü” deyiminin kullanılması gerektiğini düşünüyoruz.
Bunu açıklamak üzere yine İş ve İşçi Bulma Kurumunun verdiği “savcı” tanımına başvuracağız: “Herhangi bir şekilde haberdar olduğu suçlara bizzat veya emniyet kuvvetleri yardımıyla el koyup lehte veya aleyhte tüm delilleri toplayarak olay hakkında kamu davası açıp açmamaya karar veren, açılan kamu davalarında iddia makamını temsil eden, adli görevleri yanında idari görevleri de bulunan kamu görevlisidir”.
Görüldüğü üzere “savcı” terimi kullanıldığı zaman adli yargıdaki savcılık kurumu anlaşılmaktadır. İdari yargıdaki Danıştay Savcıları ise daha çok “kanunsözcüsü” görevini yerine getirmektedir.
Danıştay savcıları, Danıştay Başsavcılığı örgütü içinde görev yaparlar ve Başsavcının uygun göreceği görev ayrımına göre kendilerine havale edilen dava dosyalarını inceleyip hukuki düşüncelerini açıklarlar. Daire ve kurullardan ayrı ve bağımsız olarak yaptıkları çalışma ile olayı hukuki açıdan aydınlatırlar. Savcılar, uyuşmazlığın hangi doğrultuda çözüme bağlanması gerektiğini düşünceleri ile ortaya koyarak daire veya kurul tarafından verilecek karara yardımcı olurlar.
Kendilerine havale edilen dosyaları okuyup hukuki tartışmasını yapan Danıştay savcıları, duruşmasız işlerde düşüncelerini yazılı olarak verirlerken, duruşmalı olarak görülen davalarda ise tarafları dinledikten sonra, görüşlerini duruşma sırasında açıklarlar.
Hiçbir kişi veya makama bağlı olmayan Danıştay savcıları düşünce ve görüşlerini bağımsız olarak, serbest bir şekilde açıklarlar. Bu sayede dava dosyası savcı ve kurul tarafından ayrı ayrı incelenmiş olur. “Bu sistem, davanın ciddi bir tarzda görülmesi için bir teminat teşkil ettiği gibi heyeti aydınlatmak ve işini kolaylaştırmak bakımından da faydalıdır” .
“Bir içtihat adamı olması gereken kanunsözcüsünün rolü idari yargıda önemlidir. Dolayısıyla kanunsözcüsü seçilecek kimsede bazı önemli vasıflar aranmaktadır: O, aklıselim ve iyi bir karakter sahibi, temel bilgileri ve kültürü yüksek, iyi yazı kaleme alabilen, düşüncelerini emin bir şekilde ortaya koyan, meseleleri izah, tefsir ve tartışmada kuvvetli, vakıa ve fikirleri sentetize ve sistematize etmede başarılı bir hukukçu olmalıdır. Çünkü … dava daireleri, kanunsözcüsünden her davada en önemli hukuk ilkesinden en basit usul ayrıntısına kadar görüşlerini arzetmesini beklemektedirler” .
“Tecrübe, yetenek, araştırmacılık, gerek uygulamada ve gerekse bilimsel alanlardaki çalışmalarıyla yüksek bir kültür düzeyine ulaşmış olmak, kendilerine verilen dava dosyalarının analiz ve sentezini yapıp düşüncelerini söz ve yazı ile herkesin anlayabileceği tutarlılık ve açıklık içinde ortaya koyabilmek kanunsözcülerinde bulunması gereken niteliklerin başında gelir” .
Saydığımız özellikleri taşıyan hakimler arasından Danıştay savcılığına atama yapılması çok önemlidir.
C – “Danıştay Üyeliği”
Danıştay Kanununun 9. maddesinin 1. bendi uyarınca Danıştay’da boşalan üyeliklerin dörtte üçü idari yargı hakim ve savcılığından, dörtte biri ise diğer görevliler arasından seçilir.
Danıştay üyeliği için aranan nitelikler ise Danıştay Kanununun 8. maddesinde sayılmıştır. Maddenin 2. bendine göre idari yargı hakim ve savcılarının Danıştay üyeliğine seçilebilmeleri için birinci sınıfa ayrıldıktan sonra en az üç yıl bu görevlerde başarı ile çalışmış olmaları ve birinci sınıfa ayrılma niteliğini kaybetmemeleri gerekmektedir.
Maddenin 3. bendine göreyse idari görevlerden Danıştay üyeliğine seçileceklerin yükseköğrenimlerini tamamladıktan sonra devlet hizmetinde yirmi yıl, maddenin 1. bendinde sayılan görevlerde toplam olarak en az üç yıl çalışmış bulunmaları, birinci derece aylığını kazanılmış hak olarak almaları ve hakimliğin gerektirdiği ahlak ve seciyeye sahip olmaları zorunludur.
Danıştay üyelerinin dörtte birinin, idarede görev yapmış kişiler arasından Cumhurbaşkanınca seçilmesi sonucu, derin bir çalışma deneyimine sahip olmakla birlikte o güne kadar yukarıda anlattığımız hakimlik ve savcılık aşamalarından geçmemiş ve olaylara o bakış açısıyla bakmamış kişilerin, bir anda üyelik konumuna gelmeleri ve Danıştay Kanununun 58. maddesinde sayılan görevleri yerine getirmelerinin güçlük taşıdığı ortadadır. En az yirmi yıl gibi bir süre idarenin çeşitli birimlerinde çalıştıktan sonra o kalıptan sıyrılıp hakim kalıbına girmek zaman almaktadır. Bu nedenle, bu yoldan Danıştay üyesi seçiminin dörtte birden daha küçük bir orana düşürülmesi, seçilecek kişilerin de niteliklerinin ve mesleğe yatkınlıklarının çok iyi belirlenmesi gerekmektedir.
Konuyla doğrudan ilgili olmasa da önemi bakımından konuya değinme gereği duyulmuştur.
III – “İDARİ YARGIDA HAKİM VE SAVCI ADAYLIĞI” KAVRAMLARI
A – Hakimlik Mesleğine Giriş
İdari yargıda hakim ve savcı kavramlarının ne anlama geldiğini ve önemini yukarıda vurguladık. İdari yargı hakimliği sınavını kazanıp aday memur statüsünde çalışmaya başlayan kişilere “idari yargı hakim adayı” denmektedir. Hakim adaylığına kabul, 1982 öncesinde de sonrasında da sınavla olmaktadır. Ancak zaman içerisinde yapılan sınavların biçimi ve içeriğinde değişiklikler olmuştur.
- Danıştay’ın Sınavları (1982 Öncesi)
1982 öncesinde tek dereceli sistem varken Danıştay, tetkik hakimlerini ( o zamanki adıyla yardımcıları) kendi yaptığı sınavla alır ve sınava otuz yaşını bitirmemiş olanlar girerdi.
Sınavı yapmak görevi, 521 sayılı Danıştay Kanununun 62. maddesi ile Danıştay Yönetim ve Disiplin Kuruluna verilmiştir. Yönetim ve Disiplin Kurulu, Danıştay Genel Kurulunun her takvim yılı başında seçeceği bir Daire Başkanı ile bir üyeden ve bir başyardımcı ile bu derecedeki bir kanunsözcüsünden oluşmaktadır. Danıştay Genel Sekreteri kurulların doğal üyesidir. (521 sayılı Kanun, m. 27).
Sınavda yer alacak konular, “Hukuk”, “Maliye ve Ekonomi” ve “Türk Devrim Tarihi” olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. Hukuk grubu; anayasa hukuku, idare hukuku, Danıştay’ın teşkilat ve görevleri hakkında genel bilgi, memurların yargılanması yöntemleri, hukuk yargılama yöntemleri ile medeni hukuk ve borçlar hukukunun genel esasları konularını kapsarken, maliye ve ekonomi grubu; maliye, Türk vergi yasalarının esasları ile kuramsal ve uygulamalı ekonomi konularını içermektedir.
Sınavın ilk aşaması yazılı olup sözlüye girmek için alınması gereken not 100 üzerinden en az 60’dır. Belirtilen not ve üzerinde alanların katıldıkları sözlü sınav ise, dosya inceleme ve anlatma yeteneği ile meslek için gerekli bilgilere sahip olmayı ölçmektedir. Sözlüde alınması gereken not yine 100 üzerinden en az 70 puandır.
Sınavda başarılı olmak ve yardımcılık mesleğine kabul edilmek için gerekli sınav ortalaması ise 100 üzerinden 70’tir.
Adaylık süresi bir yıldır. Bu sürenin bitiminde, iyi sicil alan adaylar, yeterlik sınavına girerler ve bu sınavda başarı gösterenler, Yönetim ve Disiplin Kurulunun önerisi üzerine, Birinci Başkan tarafından atanırlar. Bir yıllık adaylık süresi sonunda, iyi sicil alamayanlar ile sınavda başarılı olamayanların görevlerine Birinci Başkan tarafından son verilir.
Adaylık süresi sonunda yapılan yeterlik sınavı ise iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde idari davaların nitelikleri, çeşitleri, koşulları, idari yargının özellikleri ve niteliği, adli yargı ile farkı, doğuşu ve gelişmesi; idari yargı yöntemleri; Danıştay hakkında genel bilgiler; idari işlemlerin çeşitleri; idarenin yargı denetimi; yargı mercilerinin birbiriyle ilişkileri ve uyuşmazlık mahkemesi ile idari yargı yetkisine sahip diğer kurullar ve ilk derece idare mahkemeleri yer alırken ikinci bölümde adayın çalıştığı dairenin görevleriyle ilgili kuramsal ve uygulamalı konular ile problemler bulunmaktadır.
Diğer taraftan, 521 sayılı Danıştay Kanununun 119. maddesi uyarınca 6. ve 2. derecelere atanabilmek için, yükselmeye hak kazanmanın yanı sıra, Danıştay Başkanlığı tarafından yapılacak yükselme sınavını kazanmış olmak ve tez hazırlamak zorunludur.
Böylece sadece adaylık süresi sonunda değil, mesleğin ilerleyen aşamalarında da bilgilerin diri kalması ve artması amaçlanmıştır. Zamanında bu kapsamda hazırlanmış ve içerik olarak çok zengin olan tezlerin derlendiği çalışmalar da bir dizi halinde basılmıştır. Bu tezler, günümüze değin birçok araştırma ve incelemenin hazırlanmasında kaynak görevi görmüştür.
1982 yılına kadar Danıştay, gereksinimi gözönüne alarak kadro ilan etme yoluna gitmiş ve her seferinde az sayıda yardımcı alma yolunu seçmiştir. Öte yandan, sınavların uzun aralıklarla yapılmak yerine sıklıkla yapılması ve yukarıda anlatılan içerikte kapsamlı bir yazılı ve arkasından da bilimsel yeterliğin yanında mesleğin gerektirdiği özellikleri taşıyabilecek nitelikteki kişileri seçebilmek için dosya anlatımının büyük yer tuttuğu sözlü sınav yapma biçiminde bir gelişim yaşanmıştır.
- Adalet Bakanlığı’nın Sınavları (1982 Sonrası)
1982’den sonra idari yargıda iki dereceli sisteme geçiş ile birlikte mesleğe giriş için sınavlar Adalet Bakanlığı tarafından yapılmaya başlanmış, bu konuda Danıştay devre dışı kalmıştır. Adalet Bakanlığı, her yıl alınacak asıl ve yedek aday sayısını kadro ve gereksinim durumuna göre saptamaktadır.
1982 yılında Adalet Bakanlığı tarafından “Adli ve İdari Yargı Hakim Adaylığı Sınav ve Mülakat Yönetmeliği” çıkarılmıştır. Yönetmeliğin 6. maddesinde sınav kurulunun Adalet Bakanlığı Müsteşarı veya görevlendireceği müsteşar yardımcısının başkanlığında, Teftiş Kurulu Başkanı, Ceza İşleri Genel Müdürü, Hukuk İşleri Genel Müdürü ve Özlük İşleri Genel Müdüründen oluşacağı hükme bağlanmıştır. Sınav kurulunun, yazılı sınavların yapılmasında ve sınav sonuçlarının değerlendirilmesinde Adalet Bakanlığı meslek mensupları ile diğer kurum uzmanlarından yararlanabileceği de maddede yer almıştır. Görüldüğü üzere, sınavı yapacak kurulda idari yargıdan (eğer sayılan görevlerde idari yargı kökenli bir hakim görev yapmıyorsa, ki bu çok nadiren olmaktadır), özellikle Danıştay’dan kimse yer almamaktadır. Bu durum çok büyük sakıncalara yol açmaktadır. Yukarıdan beri açıklamaya çalıştığımız idari yargı düzeninde görev yapmak üzere seçilecek hakimler, bu yargı sistemini ve sistemin gereksinimlerini bilmeyen bir kurul tarafından seçilince, aranılan niteliklere sahip kişileri bulmak zor olacaktır. Nitekim o tarihten beri yapılan sınavlar ve bu sınavlar sonucu mesleğe kabul edilenlerin yapısında, 1982 öncesinde mesleğe girenler ile karşılaştırıldığında çok büyük bir fark bulunmaktadır.
Sınavda sorulan konular ise şu şekilde sıralanmaktadır: A – Hukuk grubu: anayasa hukuku, idare hukuku, medeni hukuk ve borçlar hukukunun genel esasları, İdari Yargılama Usulü Kanunu ile bu Kanunun Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa göndermede bulunduğu konular; B – Maliye ve ekonomi grubu: maliye, ekonomi (makro ve mikro ekonomi), Türk Vergi Kanunları, Vergi Usul Kanunu; Genel kültür grubu.
Yazılı sınavda 100 üzerinden 70 alarak başarılı olanlar mülakata katılırlar. Mülakat da, yukarıda belirttiğimiz sınav kurulu tarafından yapılır. Mülakatta adayın, anlatım ve bir konuyu kavrayıp özetleme ile değerlendirme yeteneğine, davranışına, genel ve fiziki durumuna bakılır (Yön. m. 15). Mülakattaki değerlendirme yöntemi de yazılı sınavdaki gibidir ve yine 100 üzerinden 70 ve üzerinde not alanlar mülakatı kazanmış sayılırlar.
Bu ilk yönetmelikten sonra 1983 yılında bir başka yönetmelik çıkarılmıştır. Bundan sekiz yıl sonra 1991’de de yeni bir yönetmelik çıkarılmıştır.
1991 tarihli “Adli ve İdari Yargıda Hakim ve Savcı Adaylığı Yazılı Sınav, Mülakat ve Atama Yönetmeliği” uyarınca Adalet Bakanlığı, hakim ve savcı adaylığı gereksinimini karşılamak üzere yılda en çok iki defa sınav açabilecektir.
Yönetmelikte yazılı sınavın amacının, katılanların öğrenim konularına ilişkin bilgilerini ve genel kültürünü değerlendirmek olduğu belirtilmiştir. Belirtilen amaca bakıldığı zaman, idari yargı hakim adaylığına alınacak kişilerin mesleğe uygunluklarının değerlendirilmesinin gerekmediği görülmektedir.
Yazılı sınav kurulu, Personel Genel Müdürünün görevlendireceği Genel Müdür Yardımcılarından birinin Başkanlığında, Teftiş Kurulu Başkanlığı ve Ceza İşleri Genel Müdürlüğü, Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü ve Personel Genel Müdürlüğünden Bakanlıkça uygun bulunacak hakim ve savcı sınıfına dahil görevlilerden oluşmaktadır. 1982 tarihli Yönetmelikle oluşturulan kurul için getirdiğimiz eleştiriler, bu Yönetmelikte oluşturulan sınav kurulu için de geçerlidir. İdari yargı hakim adaylığına alınacakları belirlemek için yapılacak sınavlarda Danıştay’dan ve ilk derece mahkemelerinden temsilcilerin yer alması zorunlu ve gereklidir. Bir yapıda var olan eleman gereksinimi ancak bizzat o yapı içinde çalışanlarca görülebilir, belirlenebilir.
Sınav konuları, genel kültür – kompozisyon, idare hukuku, idari yargılama usulü hukuku, anayasa hukuku – inkılap tarihi, borçlar hukuku (genel hükümler), medeni hukuk, maliye, ekonomi, vergi hukuku ve vergi usul hukukundan oluşmaktadır. Önceki yönetmelikte yer alan konulara bir de inkılap tarihi eklenmiş, ancak bu anayasa hukuku ile birlikte bir grup olarak yazılmıştır. Ayrıca daha önceki yönetmeliklerde belirtilmeyen kompozisyon da genel kültürün yanında yerini almıştır.
Gerekli hallerde sınavın test biçiminde yapılabileceği ve test sınavları ile ilgili hususlarda diğer kurumlardan yararlanılabileceği de yönetmelikte belirtilmiştir.
Sınav sonuçlarının değerlendirilmesi, 1982 tarihli Yönetmelikte belirtilen yöntemle aynı şekilde yapılmaktadır. Yine 100 üzerinden 70 ve üzerinde not alanlar başarılı sayılmakta ve yazılı sınavda başarılı olanlar mülakata alınmaktadır.
Mülakat kurulu ise, Müsteşar veya görevlendireceği Müsteşar Yardımcısının Başkanlığında, Teftiş Kurulu Başkanı ve Ceza İşleri, Hukuk İşleri ile Personel Genel Müdüründen oluşur. Mülakatın amacı, ilgilinin anlatım ve bir konuyu kavrayıp özetleme ve değerlendirme yeteneğini, davranışını, genel ve fiziki durumunu değerlendirmektir. Mülakatta başarılı olmuş sayılmak için, mülakata katılan üyelerin 100 üzerinden verdiği notların aritmetik ortalamasının 70 ve daha yukarı olması gerekmektedir.
Sınavı kazanmış sayılmak için de yazılıdan ve mülakattan alınan notların aritmetik ortalaması alınır.
1982’den sonra getirilen yapıda “sözlü sınav” adını “mülakat”a bırakmıştır. Bu yalnızca bir isim değişikliği olmamıştır. Artık adaylar, dosya anlatma konusunda bir denetimden geçirilmemektedir. Bir kişinin mesleki bilgisi çok iyi olabilir, ancak her meslek bilgisi iyi olanın iyi dosya hazırlayıp, anlatıp karar yazması mümkün değildir. Elbette bu özellikler adaylıkta ve sonra meslek hayatında gelişecektir, ancak en azından bu yönlerini geliştirme eğilimi bulunmayan kişilerin elenmesi gerekmektedir. Bu yapılmadığı takdirde, idari yargının en temel özelliği olan kurul halinde çalışma olgusu zayıflar. Mesleki olarak yetersiz kişilerin bulunması, diğer hakimlerin omuzlarına daha fazla yük binmesine ve karar vermenin zorlaşmasına neden olur.
1998 yılında Yönetmeliğin 11. maddesinde yapılan değişiklik ile yazılı sınavın gerektiğinde başka kurumlara da yaptırılabileceği; bu durumda, yapılacak sınavın yerleri, konuları, soruların konulara göre dağılımı, yürütülmesinde gözetilecek hususlar, tarihi, süresi, notlama ve kazananların belirlenmesi gibi yöntem ve esasların Bakanlık ile sınavı yapan kurum arasında yapılacak bir protokol ile saptanacağı; bu protokol ile diğer kurumun sınav ve değerlendirme esaslarına uyulmasının kararlaştırılması halinde, Yönetmeliğin yazılı sınava ilişkin kurallarının uygulanmayacağı düzenlenmiştir.
1982 sonrasında yapılan ilk sınavlar klasik yöntemde iken, son iki sınavdan beri test yapılmaktadır. Testler üniversitelerle işbirliği çerçevesinde hazırlanmaktadır. Sınavın örgütlenmesi ve uygulanması ise tamamen ÖSYM’nin sorumluluğunda gerçekleştirilmektedir. Test usulü yapılacak sınavda, değerlendirme sırasında her doğru yanıta bir puan verilmekte, yanlış yanıtlar gözönüne alınmamaktadır. Bir testteki doğru yanıt sayısı adayın bu testten aldığı ham puanı oluşturmakta, Genel Kültür Testi ile Alan Bilgisi Testinin ham puanları ayrı ayrı olmak üzere ortalaması 50, standart sapması 10 olan standart puan dağılımlarına dönüştürülmektedir. Adayların genel başarıları saptanırken Genel Kültür Testi standart puanı 0.20, Alan Bilgisi standart puanı 0.80 ile çarpılarak toplanmaktadır. Genel değerlendirme sonunda Ağırlık Standart Puanı 70 ve daha yüksek olan adaylar sınavın yazılı bölümünde başarılı sayılarak mülakata çağrılmaktadır .
Son iki sınavda test yöntemine dönülmesinin nedeni, daha önceki sınavlar sonucunda idari yargıdaki hukuk fakültesi mezunu olmayanların sayısındaki beklenmeyen artış ve hukuk fakültesi mezunu olan – olmayan oranlamasının, hukuk fakültesi mezunu olmayanlardan yana dönmüş olmasıdır. İdari yargının taşra örgütünde (yani ilk derece mahkemelerinde) çalışan toplam 521 hakimin yalnızca 98’i hukuk fakültesi mezunudur. Yani idari yargı taşra örgütünde çalışanların sadece % 18.80’i hukuk fakültesini bitirmiştir. Beş ilde Bölge İdare, İdare ve Vergi Mahkemelerinde görev yapan hakimlerin aralarında hiç hukuk fakültesi mezunu bulunmamaktadır. Bu konuda yorum istiyorsanız, yorum yok. Çok ısrarlıysanız, Euronews televizyon kanalının haberler bölümünün sonundaki “No comment” başlıklı haberleri gözünüzün önüne getirebilirsiniz.
Sayılanlardan da görüldüğü üzere, idari yargıdaki mezuniyet durumunda zaman içinde ortaya çıkan gelişim kaygı vericidir. 135 yıllık bir gelenekle her zaman için hukuk fakültesi mezunu olanlar ve olmayanların birarada bulunduğu Danıştay’da ve 1982’den beri de ilk derece mahkemelerinde hukuk fakültesi mezunu olmayanların sayısı belli bir oran içerisinde kalmışken, 1982 sonrasındaki gelişmeler ile oran hukuk fakültesi mezunu olmayanlardan yana dönmüştür. Adalet Bakanlığının sınav yapmaya başlaması ile birlikte değişen sınav sisteminin ve daha çok da siyasal kaygıların etkisiyle hukuk fakültesi mezunu olmayanlara yeni bir iş olanağı ortaya çıkmış, bir de bunun üzerine bir defada 100, hatta 300 kişinin adaylığa, ardından da mesleğe kabulü ile idari yargı örgütünde büyük bir yara açılmıştır. Bu durum sınav sistemi değiştirilerek aşılmaya çalışılmıştır.
Test usulü yapılan sınavda daha zor hukuk soruları sorularak, hukuk bilgisi, hukuk fakültesi mezunları kadar olmayan adayların elenmesi amaçlanmıştır. Son sınavdan bir önceki sınavda bu amaca ulaşılmış, yazılı sınavı kazananların biri dışında hepsi hukuk fakültesi mezunu olmuştur. Mülakatı da geçen ve hepsi hukuk fakültesi mezunu olan 25 hakim adayı stajlarını bitirmiş, atama için beklemektedirler. Test usulü yapılan ikinci sınav ise 21 Aralık 2002 tarihinde yapılan yazılı sınavdır. Sınavda, yukarıda sözü edilen konularla ilgili toplam 180 soru sorulmuştur. 6627 başvurudan yazılı sınavı geçen 71 adayın yalnızca 4’ü hukuk fakülteleri dışındaki fakültelerdendir. Bu adaylardan 50’si mülakatı geçerek idari yargı hakim adayı olarak staja başlamışlardır. Bunlardan ise ikisi hukuk fakültesi dışındaki fakültelerdendir.
Tüm bunları anlatmamızın nedeni gelecek bölümde üzerinde duracağımız adayların eğitimi sırasında karşılaşılan insan malzemesinin durumunu ortaya koymaya çalışmaktır.
B – Savcılık Mesleğine Giriş
Adli yargıda meslek, hakim ve savcılık iken, idari yargıda sadece hakimliktir. Danıştay savcılığı ise meslekte belli deneyim kazanmış hakimler arasından Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından yapılan seçimle gelinen makamdır.
“İdari yargıda savcı adayı” diyebileceğimiz bir grup bulunmamaktadır. İdari yargıda belli süre hizmet etmiş, deneyim sahibi olmuş her ilk derece mahkemesi hakimi ile Danıştay tetkik hakimi, Danıştay Kanununda aranan koşulları taşıdığı sürece birer savcı adayıdır. Aslında Danıştay Kanununun 11. maddesinde Danıştay savcılarının, beş yıl meslekte hizmet etmiş ve olumlu sicil almış idari yargı hakimleri arasından Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca atanacakları hükmü yer almaktadır. Uygulamada Danıştay savcılığına atama birinci sınıfa ayrılmış hakimler arasından yapılmaktadır. Bu durum da Danıştay savcılığının meslekte yükselinecek mevkilerden biri olarak görülmesine ve bu makama gelindiği zaman da makamın gerekleri yerine getirilirken birtakım eksiklerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
IV - İDARİ YARGI HAKİM VE SAVCI ADAYLARININ EĞİTİMİ
A – Meslek Öncesi Eğitim
Meslek öncesi eğitim ile kastettiğimiz, idari yargı hakim adaylığı sınavına girmeden önceki aşama, yani üniversite eğitimi ile hakim adaylığı süresince yapılan stajdır. Stajla ilgili açıklamalarımızı bundan sonraki bölümde yapacağımız için, bu bölümde sadece üniversite eğitiminden, o da çok genel olmak üzere sözetmek istiyoruz. Bundan sözetmemizde kuşkusuz, idari yargının başından beri geleneğinde yer alan hukuk fakültesi mezunları dışındaki mezunlara da açık olan yapısında, zaman içinde oluşan gelişmelerin kaygı verici boyutlara ulaşması etkili olmuştur.
İdari yargı örgütünün adli yargı örgütünden yapısal farklılığı, idari yargı hakimlerinin, hukuki bilgi ve uzmanlık oluşumunda kamu hizmetleri alanında da deneyim sahibi olmalarını gerekli kılmaktadır.
Fransız Danıştayı’na alınma yönteminin, 1945’de Ulusal Yönetim Okulunun (ENA) kurulmasından sonra, büyük ölçüde bu kaynaktan karşılanmaya dönüşmesiyle, hukuk kültürü yanında genel yönetim bilgisine sahip olma aranmaya başlanmış ve daha az derinlemesine hukuk kültürüne sahip Ulusal Yönetim Okulunu bitirenlerin bu eksikliği, onların yargısal görevlerinde hiçbir sakınca doğurmamıştır. Kuşkusuz, bunda Ulusal Yönetim Okulunda verilen eğitimin niteliğinin ve idari yargıya girecek kişilerin Okulun en iyileri arasından seçilmesinin payı büyüktür.
“Cumhuriyetten önceki dönemde Danıştay mensupları için, yeter derecede öğrenim kurumunun olmaması nedeniyle bir öğrenim zorunluluğu da konmamıştır. Başkan ve üyelerinin özel öğrenim gördüğü, medrese ve rüştiyeyi bitirenlerin çoğunluğu oluşturduğu, ayrıca az da olsa yabancı ülkelerde çeşitli derecedeki okullardan mezun olanların bulunduğu belgelerden anlaşılmıştır. Cumhuriyet döneminde, 669 sayılı Şurayı Devlet Kanunuyla “Mektebi Aliye”yi bitirmek aranırken 3546 sayılı Devlet Şurası Kanunu ile “Baş muavin ve muavinlerle mülazımların hukuk veya iktisat fakülteleri yahut Siyasal Bilgiler Okulu ... mezunlarından olmaları” koşulu getirilmiştir. 4904 sayılı Yasayla da bu koşul korunmuştur. 1964 tarihli ve 521 sayılı Danıştay Kanunuyla İktisadi ve Ticari İlimler Akademileri ve bu yasada değişiklik yapan 1740 sayılı Yasayla da, İdari İlimlerle İktisadi ve Ticari Bilimler Fakültesi mezunları kapsam içine alınmıştır” .
İdari yargıda görev alabileceklerin kapsamı, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 8. maddesi ile, hukuk veya hukuk bilgisine programlarında yeterince yer veren siyasal bilimler, idari bilimler, iktisat ve maliye alanlarında en az dört yıllık yükseköğrenim yapmış veya bunlara denkliği Milli Eğitim Bakanlığınca kabul edilmiş yabancı öğretim kurumlarından mezun olmak şeklinde genişletilmiştir.
Bu genişleme ve idari yargıdaki yeni yapılanma (ilk derece mahkemelerinin kurulması) ile birlikte, Danıştay’ın sık sık açtığı sınavlarda gösterilen titizlik ve duyarlılıkla az sayıda mensup alımından vazgeçilmiştir. Bu sınavlarda başarılı olanların büyük çoğunluğu hukuk fakültesi mezunlarıdır ve dengeli bir şekilde diğer okul mezunları (özellikle Mülkiye mezunları) arasından çıkmıştır. O dönemki oranı, varolan Danıştay üyelerinin mezuniyet yapısı çok iyi bir şekilde yansıtmaktadır. Buna göre, toplam 87 üyenin 71’i Hukuk, 10’u Siyasal Bilgiler, 3’ü İktisadi Ticari İlimler Akademisi ve 1’i de Harp Okulu mezunudur.
1982 sonrası Adalet Bakanlığınca açılan sınavlarda ise, nitelik yerini niceliğe bırakmış, Adalet Bakanlığının bağlı olduğu siyasal partilerin kadrolaşma alanına girmesiyle idari yargıda dengeler bozulmuştur. Bir sınavda 100, ikincisinde 100 ve üçüncüsünde de 300’ü aşkın kişinin mesleğe alınmasıyla, idari yargıya bakış açısının kamu hizmetinin daha verimli yürütülmesine değil, kadrolaşmaya endeksli olduğu açıkça ortaya çıkmıştır. Bu gelişmeler sonunda idari yargıda hukuk fakültelerini bitirenlerin oranı % 20’ler düzeyine düşmüştür. Bu oranın çok düşük olduğunu söylemeye bile gerek yoktur.
Yaşanan bu gelişmeler üzerine Adalet Bakanlığı tarafından yapılan sınavlar test yönteminde yapılmış, sorular zorlaştırılarak, hatta özel hukuk ağırlıklı hale getirilerek, hukuk fakültesi mezunu olmayanların yazılı sınavı geçememeleri amaçlanmış ve sonuç da bu doğrultuda olmuştur. 21 Aralık 2002 tarihinde yapılan son sınavda da aynı eğilimin sürdüğü gözlenmektedir. Sınava başvuran 6627 adaydan 71 kişi yazılı sınavı geçmiştir. Bu 71 kişinin 67’si hukuk fakültesi, 4 kişi ise diğer fakültelerin mezunudur. Sözlü sınav henüz yapılmamıştır.
Acaba 135 yıllık gelenek içinde her zaman hukuk fakültesi mezunu olmayanların yer aldığı bir yapı olan idari yargıyı hukuk fakültesi mezunu olmayanlara kapatmaya çalışmak ne kadar yerindedir?
Bu bağlamda asıl sorun 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 8. maddesindeki “hukuk veya hukuk bilgisine programlarında yeterince yer veren...” ibaresinin fazlaca açık olmamasında yatmaktadır.
Buna ilişkin önerimiz, ilgili yasal düzenlemenin değiştirilmesidir. Hukuk fakülteleri dışındaki fakültelerden idari yargı hakim adaylığına girebilmek için, bu fakültelerde özellikle kamu hukukunun temel dallarının (anayasa hukuku, idare hukuku, genel kamu hukuku, idari yargılama usulü hukuku, vergi hukuku gibi) yer aldığı en az on hukuk dalına, ders saati sayısı yirmi saatin altında kalmamak üzere programlarında yer vermek ve bu programı hukuk bilgisi içeren kamu yönetimi, sosyal güvenlik, çevre, bütçe ve kamu finansmanı vb. derslerle güçlendirmek; siyaset bilimi, sosyoloji, felsefe gibi devletle ilgili diğer disiplinlerle desteklemek koşulu aranmalıdır.
Kamu hukuku alanındaki dersler ile konuyla ilgili yan alanların gözönüne alınması halinde idari yargıya eleman yetiştirmek bakımından en ağırlıklı eğitim, hukuk fakültelerinde verilmektedir. Daha sonra siyasal bilgiler fakülteleri ile iktisadi idari bilimler fakültelerinin kamu yönetimi bölümleri gelmektedir. Bu fakültelerin diğer bölümleri ise var olan haliyle önerimiz çerçevesi dışında kalmaktadır.
Kamu hukukçusu, böyle bir donanımla yetiştiğinde, geniş ve çok boyutlu bir bakışı kazandığında, karmaşık ve çok yönlü sorunları daha kolay çözebilecek bir birikimin sahibi olacaktır.
Kamu hukukçusunun karşılaştığı somut sorunları çözme yöntemi de, bir özel hukukçununkinden farklılaşabilmektedir. Özellikle idari yargıda karşılaşılan sorunların önemli bölümü, siyasal seçeneklerin sonucu olan idari kararların hukuka uygunluk yönünden değerlendirilmesini içermektedir. Böyle bir davada yargıç, bir yandan siyasal seçeneğin içeriğini denetlemekten kaçınırken, öte yandan hukuka aykırı bir kararın hukuk ötesi referanslara göndermeyle meşrulaştırılmasına da izin vermemelidir. Bunun için siyasal tercihin nerede başlayıp nerede bittiğinin, hukuk ötesi referansların neler olduğunun tam olarak belirlenebilmesi gerekmektedir ki, bu durum, siyaset bilimi, sosyoloji gibi disiplinlerin kamu hukukçusu bakımından taşıdığı önemi ve metodolojik farklılığı kanıtlamaktadır.
Bu konuların kuramsal boyutlarının ayrıntılı olarak verilmesi yanında, uygulamalı derslere de özel bir önem tanınması idari yargı açısından kaçınılmazdır. İdari yargıçların, karşılarına çıkan uyuşmazlıkları çözerken uygulayacakları kuralların neler olduğunu öğrenmeleri yanında, somut uyuşmazlıkların nasıl çözülebileceğini öğrenmeleri bakımından uygulamalı derslerin önemi büyüktür.
Hukuk fakültelerinde, idare hukuku ve idari yargılama usulü hukuku açısından uygulamalı derslere geleneksel olarak ağırlık verilmekle birlikte, bu derslerin kapsamının genişletilmesi, gerektiğinde bir varsayımsal yargılamayı da içeren uygulamalara yer verilmesi daha da yararlı olacaktır. Uygulamalı derslerin hukuk fakültesi dışındaki fakültelerde de verilmesi gerekmektedir.
Özellikle idari yargılama usulü hukuku bakımından, fakültelerdeki derslerde idari yargı mensuplarının katkılarından yararlanılmasının önemi büyüktür. Zira yargılama hukuku kurallarına ilişkin kuramsal açıklamaların, bu kuralları her gün uygulamak durumunda olan yargıçların vereceği bilgilerle desteklenmesi ve tamamlanması gerekir. Bu yolla, kuralların anlamının ve uygulanmasının öğrencinin zihninde açıklığa kavuşması sağlanmış olacaktır.
Yine kamu hukuku öğretiminde görev alan öğretim elemanlarının, Anayasa Mahkemesi ve idari yargı kararlarını yakından izleyerek, derslerinde öğrenciyi bu kararlarla tanıştırması da kamu hukuku öğretimi açısından çok büyük önem taşımaktadır. Böylelikle, fakülte öğrencilerinin daha meslek yaşamına atılmadan yargı kararlarını tanıması ve uyuşmazlık çözme sürecine ve yöntemine ilişkin temel bilgileri öğrenmesi mümkün olacaktır.
Tüm bu anlattıklarımıza baktığımız zaman, asıl olanın hukuk fakültesi mezunları dışındakilere idari yargıyı kapatmanın değil, mesleğe girmeden önce mesleği yapabilecek yeterlilikte hukuk eğitimi almalarını sağlayarak iyi birer kamu hukukçusu yetiştirmenin olduğunu görüyoruz. Kişilerin hakim adaylığına ve mesleğe giriş sonrasında açıklarını kapatmalarını beklemek yanlıştır. Hukuk bilgisi, özellikle kamu hukuku bilgisi sağlam hakim adayları ve hakimler ile mesleğin niteliklerinin aşındırılmasının önüne geçilmiş olur.
Bu söylediklerimizi tamamlamak bakımından “idari yargı hakimlik stajı” ve “idari yargıda meslek içi eğitim” de ayrı birer öneme sahiptir.
B – İdari Yargı Hakimlik Stajı
Meslek öncesi eğitimin verildiği hukuk, siyasal bilgiler ve iktisadi – idari bilimler fakültelerinde lisans öğrenimi aşamasında, kamu hukukçusu olarak uzmanlaşma sağlanamaması nedeniyle, kamu hukukçusunun (özellikle idare hukukçusunun) eğitiminde mesleki staj büyük önem kazanmaktadır.
6.6.1985 tarihli 3221 sayılı Kanun ile adli ve idari yargı hakim ve savcı adaylarının yetiştirilmelerini sağlamak üzere, Ankara'da Adalet Bakanlığına bağlı Hakim ve Savcı Adayları Eğitim Merkezi kurulmuştur.
Hakim ve Savcı Adayları Eğitim Merkezinin görevleri Kanunun 2. maddesinde sayılmıştır: a) Adli ve idari yargıda hakim ve savcı adaylarını, mesleğin gerektirdiği onur, tarafsızlık ve adalet duygusuna sahip kişiler olarak yetiştirmek, hakimlik ve savcılığa hazırlamak, b) Yükseköğrenimde edinilen bilgilerin uygulamaya yansıtılmasını, yargı ile ilgili görevlerin yerine getirilmesinde adayların mesleki öğretim ve eğitimlerinin yapılmasını sağlamak, c) Adaylara, hukuk uygulamasının genel ve temel kavramlarını vermek, adalet hizmetleri ve yargı ile ilgili metinleri yazma usul ve kurallarını öğretmek, d) Konferanslar, seminerler ve benzerlerini düzenlemek, e) Adayların yetiştirilmeleri için verilecek diğer görevleri yerine getirmek.
Hakimler ve Savcılar Kanunu hükümlerine göre adli ve idari yargıda hakim ve savcı adaylığına atananlar, Eğitim Merkezine kabul edilirler. Adaylar, Eğitim Merkezinde yatılı olarak kalabilirler.
Meslek öncesi eğitim süresi iki yıldır. Bu süre üç dönemi kapsar:
1. Hazırlık eğitimi dönemi, üç ay sürelidir. Hazırlık eğitimi, Eğitim Merkezinde yapılır. Bu dönemde, adaylara hukuk uygulamasının genel ve temel kavramları verilir. Adalet hizmetleri ve yargı ile ilgili metinleri yazma yöntem ve kuralları öğretilir. Belli konularda konferanslar düzenlenir. Adayların, meslek ahlakı açısından yetiştirilmeleri sağlanır ve uygulamada görülen sorunlar anlatılır.
İdari yargı hakim adaylarına hazırlık eğitiminde, a) Anayasa, Hakimler ve Savcılar Kanunu, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu, Adalet Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun, Danıştay Kanunu, Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun, Devlet Memurları Kanunu ve ilgili Yönetmelikler; b) Hakimlerin meslektaşları, kalem personeli, diğer kamu kurum ve kuruluşları personeli ve toplumla olan sosyal ve mesleki ilişkileri ve bu ilişkilerde uyulması gereken kurallar; c) Uygulamaya ve staj dönemine yönelik olarak, İdari Yargılama Usulü ve Hukuk Usulü ve Tebligat Kanunu ile Kalem Yönetmeliği; d) Vergi Kanunları ile Vergi Usul Kanunu ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanunun uygulanması; e) Mahkemelerde kullanılan defter, karton ve basılı kağıtların tanıtılması ve bunların kullanım esasları ile dosyalama yöntemleri; f) Dosya inceleme tekniği, kurula sunulması, tutanak hazırlanması, ilk inceleme üzerine verilen kararlar, ara kararları, yürütmenin durdurulmasına ilişkin karar ile davanın esası hakkında verilen kararların yazılması yöntem ve esasları hakkında bilgiler verilir.
2. Staj dönemi onsekiz ay sürelidir. İdari yargı hakim adaylarına bu dönemin altı ayı Danıştay’da; altı ayı il valiliklerinde (bu sürenin bir ayı belediyelerde); altı ayı bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinde (bu sürenin iki ay onbeş günü idare mahkemesinde, iki ay onbeş günü vergi mahkemesinde ve bir ayı bölge idare mahkemesinde olmak üzere) tamamlatılır.
- Danıştay’da Staj: İdari yargı hakim adayları için, Danıştay’da, onbeş gün süre ile birinci dönem, dört ay onbeş gün süre ile ikinci dönem ve bir ay süre ile üçüncü dönem olmak üzere üç aşamalı staj yöntemi uygulanmaktadır. Birinci dönem stajda, Danıştay Başkanlığınca hazırlanacak tasarı ve izlencelere göre görevlendirilecek Danıştay üyeleri, tetkik hakimleri ve savcılar tarafından, idarenin yapısı, Danıştay’ın idari görevleri, idari yargının özelliği, idari yargılama usulü, hukuk kaynaklarından yararlanma, dava dosyalarının hazırlanması ve karar yazma konularında ders ve konferanslar verilir, uygulama çalışmaları ve grup çalışmaları yaptırılır. İkinci dönem stajın iki ay onbeş günü idari dava dairelerinde, iki ayı ise vergi dava dairelerinde geçirilir. Dairelerdeki stajda, adaylar dosyaların hazırlanmasında tetkik hakimi ile birlikte çalışırlar. Kurula dosya sunulmasında yardımcı olurlar. Kurulca verilecek karar doğrultusunda karar taslağının yazılmasına katılırlar. Dairelerin kurul halindeki çalışmalarını ve duruşmalarını izlerler. Üçüncü dönemde, stajyerlere ikinci dönem çalışmaları bitmeden en az iki ay önce verilen özel çalışma konuları hazırlanır.
- Mahkemelerde Staj: İdari yargı hakim adayları, idare, vergi ve bölge idare mahkemelerindeki stajlarında, dilekçe üzerine ilk inceleme, harç ve posta giderlerine ilişkin işlemler; ilk inceleme üzerine verilecek kararlar; yürütmenin durdurulması, tebligat, keşif ve bilirkişi incelemesi, ara kararıyla belge ve bilgi istenmesi, dosyaların incelenmesi ve mahkeme kurullarına sunulması, kara yazma tekniği, itiraz ve temyiz istemleri hakkındaki dilekçeler üzerine yapılacak işlemler konularında eğitilir ve çalıştırılırlar.
Mahkemelerdeki staj sırasında, idari yargı hakim adayları, mahkeme başkanının gözetimi altında büro ve kalem işlerinde çalıştırılırlar, ancak bir defa görmekle öğrenilebilecek işler sürekli yaptırılmaz. Duruşmalarda, keşif ve bilirkişi incelemelerinde hazır bulundurulurlar. Mahkeme başkanı tarafından üyelere havale edilen dosyaların hazırlanmasında üyelerle birlikte çalışırlar. Dosyaların kurula sunulmasına yardımcı olurlar. Görüşmelerde hazır bulunurlar. Mahkeme başkanı tarafından seçilip verilen dosyaların karar taslaklarını hazırlarlar.
Mahkemelerde yapılan staj, idari yargı hakim adaylığı stajının en önemli bölümünü oluşturmaktadır. Çünkü iki yıllık staj sona erip mesleğe kabul aşamasından sonra yeni başlayan hakimlerin büyük çoğunluğu ilk derece mahkemelerinde görev almak üzere kura çekmektedir. Kura sonrası görev yerlerine giden hakimler, eğer iyi bir staj dönemi geçirmemişler ise mesleklerinin ilk yıllarında çok zorlanmaktadırlar.
Hakim adayı, staj sırasında mümkün olduğunca, bir hakim gibi çalıştırılmalı, dosya hazırlamayı ve karar yazmayı, yazı işleri ile ilgili hususları, mahkemelerin işleyişini çok iyi öğrenmeli ve olabildiğince çok çeşitli uyuşmazlık ile karşılaşmalıdır.
- Valiliklerde Staj: “İdari Yargı Hakim Adaylarının İl Valiliklerinde Yapacakları Staj Hakkında Yönetmelik ” hükümleri uyarınca, idari yargı hakim adayları atandıkları illerde bizzat valinin veya görevlendireceği vali yardımcısının gözetiminde, valilikte Bakanlıkların ilde bulunan kuruluşlarında ve il belediyesinde aşağıda gösterilen şekilde staj yaparlar: a) Valiliklerde Yapılacak Staj: İdari yargı hakim adayları birbuçuk ay süre ile ilde, en büyük mülkiye amirinin başkanlığında toplanan kurul ve komisyonlara izleyici veya vali uygun görürse raportör olarak katılırlar. b) Defterdarlıkta Yapılacak Staj: İdari yargı hakim adayları, bir ay süreyle defterdarlıkta, her türlü vergi, resim ve harçların tarh, tahakkuk ve tahsiline ilişkin işlemlerin tesisi ve uygulanması ile yargılama esaslarını görüp incelerler. c) İl Müdürlüklerinde Yapılacak Staj: Adaylar idari işlemlerin yargısal denetimlerinin yoğun olduğu Bakanlıkların ilde bulunan müdürlük ve kuruluşlarında bir buçuk ay süreyle görevlendirilirler. d) Belediyelerde Yapılacak Staj: İki ay süreyle belediyeler nezdinde yapılacak stajın belediyelerin imar, personel ve zabıta müdürlüklerinde yapılması belediye başkanınca sağlanır.
İdari yargı hakim adayları, çalıştırıldıkları her birimde, ilgili kanun, tüzük, yönetmelik ile idari metinleri okuyup inceler, o birimdeki görevlilerle ilişki kurarak hizmetlerin nasıl yürütüldüğünü yakından izlerler ve sonunda valiliğe verecekleri yazılı raporda bunları özetlerler. Ayrıca, raporda genel mevzuat ve uygulamada görecekleri hata ve noksanları belirleyerek o birimdeki hizmetlerin daha iyi yürütülmesi için kişisel görüşlerini belirtirler. Bu raporlar, valinin görüşü ile birlikte staj rapor dosyalarında toplanır (Yön. m. 4).
Her idari yargı hakim adayı için valilik emrine atandıkları tarihten başlamak üzere ayrı ayrı staj raporu dosyası açılır. Valinin sorumluluğu altında veya görevlendireceği bir vali yardımcısı tarafından izlenip yürütülecek olan bu dosyaya adayın altı aylık sürede sadece değerlendirilmesine ve başarı derecesi hakkında hüküm verilmesine yardımcı olacak bilgi, rapor ve yazılar girer. Adalet Bakanlığı ve Bölge İdare Mahkemesi Başkanlıklarınca yapılan yazışmalar bu dosyada yer almaz. Bu dosya, valinin idari yargı hakim adayı hakkındaki değerlendirme ve kanaatini içeren fiş ile birlikte, stajın bitiminden başlayarak on gün içinde Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğüne gönderilir (Yön. m 5).
Valiliklerde geçen staj dönemi toplam altı ay olmakla birlikte, uygulamada bu sürenin ancak bir ila iki aylık bölümü verimli geçmektedir. Çünkü özellikle kalabalık gruplar halinde yapılan stajlarda sınırlı olanaklar içinde hakim adaylarıyla birebir ilgilenme, onlara çalışabilecekleri yer gösterebilme pek olanaklı olmamaktadır. Daha çok, idari yargı hakim adaylarının beşerli – onarlı gruplar halinde gittiği idari birimlerde, birim sorumlusunca verilen brifing ve olanak dahilinde katılınacak toplantılar dışında bu altı aylık süre hakim adayları açısından boş ve verimsiz geçmektedir. Bu sürenin kısaltılarak mahkemelerde ve Danıştay’da geçirilen sürenin artması sağlanabilir. Çünkü idarenin işleyişini görmek ve tanımak açısından öngörülmüş valilik stajı, uygulamadan kaynaklanan nedenlerle büyük bir zaman ve emek kaybına, bunun da ötesinde hemen hiçbir şey yapmadan aylık alınan bir süreye dönüşmektedir.
3. Son eğitim dönemi, üç ay sürelidir. Son dönem de ilk dönem gibi Eğitim Merkezinde geçer. Bu dönemde adaylara toplu olarak, ilk iki dönemde kazandıkları bilgilerin tartışma ve uygulaması kur-pratik şeklinde yaptırılır. Adaylara ilgilerine göre, kamu hukuku, özel hukuk, idare hukuku ve vergi hukuku alanlarında somut hukuk problemleri verilerek bunları çözmeleri istenir ve bunlarla ilgili kararlar yazdırılır. Problem çözümü için mahkemelerden sağlanacak, değişik dava türlerine ait Danıştay tarafından bozulmuş veya onanmış dava dosyalarından da yararlanılır. Verilen problemleri çözerken adaylardan, olayı ve olayla ilgili bütün belge ve delilleri tam olarak saptamaları, bütün belge ve delilleri incelemeleri, olayı kavramaları, hukukçu olarak tanımlamaları, şemayı çizmeleri, hukuki problemleri görmeleri, belirlenen hukuki problemleri doğru olarak çözmeleri, varılan sonucu tekniğine ve yöntemine uygun olarak yazmaları istenir.
Eğitim sonunda adaylar, eğitim süresi içinde kendilerine öğretilen konularla ilgili bir yeterlik sınavına alınırlar. 3221 sayılı Kanunun 10. maddesinde yer alan bu sınavın “yazılı” olduğu ibaresi, 1990 yılında yapılan yasa değişikliği ile “sözlü sınav” olarak değiştirilmiştir. Ancak Anayasa Mahkemesi 20.11.1990 tarih ve E.1990/13, K.1990/30 sayılı kararı ile bu ibareyi iptal etmiştir. Sınavla ilgili hususlar Kanunun verdiği yetki uyarınca Yönetmelik ile düzenlenmiştir. Sınav, hazırlık ve son eğitim dönemlerinde programa alınan konular esas alınarak, öğretim görevlilerince hazırlanır. Sınav sonunda 100 üzerinden 60 ve daha yukarı puan alan adaylar başarılı kabul edilir. Eğitim sonu sınavında başarılı olan adayların mesleğe kabulleri ile atamaları, Hakim ve Savcılar Kanunu hükümlerine göre yapılır.
C – Hakim ve Savcı Adayları Eğitim Merkezi
Hakim ve Savcı Adayları Eğitim Merkezi, 6.6.1985 tarih ve 3221 sayılı Kanun ile kurulmuştur. Amacı, adli ve idari yargı hakim ve savcı adaylarını yetiştirmektir. Eğitim Merkezinin görevleri Kanunun 2. maddesinde sayılmıştır.
Eğitim Merkezi, bir Başkan, iki Başkan Yardımcısı ile bir bürodan oluşmaktadır. Eğitim Merkezi Başkanı, birinci sınıfa ayrılmış adli ve idari yargı hakim ve savcıları arasından; başkan yardımcıları, en az ikinci dereceye yükselmiş olmak şartıyla adli ve idari yargı hakim ve savcıları arasından, muvafakatları alınmak suretiyle Adalet Bakanınca dört yıl için atanırlar. Süresini dolduranlar yeniden atanabilirler.
Ayrıca bir Eğitim Kurulu bulunmaktadır. Bu Eğitim Kurulu, Adalet Bakanının başkanlığında, Adalet Bakanlığı müsteşarı, Yargıtay’ın kendi üyeleri arasından seçeceği iki üye, Danıştay’ın kendi üyeleri arasından seçeceği iki üye, Yükseköğretim Kurulunun Ankara'daki üniversitelerin hukuk alanıyla ilgili öğretim üyeleri arasından seçeceği iki üye, Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürü ile Eğitim Dairesi Başkanı, Eğitim Merkezi Başkanından oluşur. Seçimle gelen üyelerin görev süresi beş yıldır. Süresi dolan üyeler yeniden seçilebilir. Eğitim Kurulunun sekreterlik görevi, Eğitim Merkezi Başkanlığınca yerine getirilir. Eğitim Kurulu her ay en az bir kez toplanır. Başkan, gerekli gördüğü hallerde Kurulu toplantıya çağırabilir. Adalet Bakanının bulunmadığı zamanlarda Eğitim Kuruluna Adalet Bakanlığı Müsteşarı Başkanlık eder.
Eğitim Kurulunun görevleri, Eğitim Merkezinde yapılacak mesleki eğitim ve öğretimin düzenli ve verimli olmasını sağlamak amacıyla genel ilkeleri saptamak; Eğitim Merkezi Başkanınca hazırlanan eğitim plan ve programlarını inceleyip onaylamak; Eğitim Merkezi Başkanı tarafından her eğitim dönemi sonunda hazırlanacak etkinlik raporunu incelemek, alınması gerekli görülen önlemleri Eğitim Merkezi Başkanlığına bildirmek; Eğitim Merkezi Başkanı tarafından uygulama ile ilgili olarak ortaya çıktığı belirtilen hususları görüşerek karara bağlamak; sınav kurulu başkan ve üyelerini belirlemektir.
Öte yandan Eğitim Merkezinde görevlendirilecek öğretim görevlileri, Adalet Bakanının istemi üzerine, yetkili kurul ve organlarınca ek görevle görevlendirilmeleri uygun görülen yeteri kadar Yargıtay ve Danıştay üyesi, üniversite öğretim üyeleri, meslekte fiilen on yılını tamamlamış; avukat, adli ve idari yargı hakim ve savcısı ile diğer uzmanlardan oluşur. Öğretim görevlileri, 3221 sayılı Kanun ile ilgili yönetmeliklerde belirlenen, hakim ve savcı adaylarının meslek öncesi eğitimlerine ilişkin görevleri yerine getirirler. Bu görevler Yönetmeliğin 21. maddesinde şu şekilde sıralanmıştır: Eğitim Kurulu tarafından onaylanan eğitim programlarını uygulamak; programları günlük öğretime yansıtarak haftalık ve aylık ders plan ve programlarını hazırlamak; hazırlanan plan ve programları uygulamak.
Öğretim görevlileri, Eğitim Kurulu tarafından ilkeleri belirlenen müfredat programı çerçevesinde, adayları mesleki konularda araştırmaya yönelik aktif öğretim usulünü; mesleki konular üzerinde tartışmalı öğretim usulünü; verilen bilgilerin, adaylar tarafından yeterli düzeyde anlaşılıp anlaşılmadığını tespit bakımından ara sınav sistemini uygulayabilirler (Yön. m. 22).
Hakim ve savcı adaylarına yönelik eğitimin hedefleri ise Yönetmeliğin 23. maddesinde, adayları hakimlik ve savcılığa hazırlamak; adaylara, hukuki problemleri zamanında görme ve doğru çözme becerisini kazandırmak; adayların, aynı zamanda çok yönlü bilgi ve kültür sahibi olmalarını, insan ve toplumu tanımalarını sağlamak; adaylara, insan, meslek ve meslektaş sevgi ve saygısı, gerçek ve hak saygısı, mesleğin yazılı olan ve olmayan kurallarına aykırı hareket etmeme alışkanlığı kazandırmak; toplumun güven ve saygısını kazanacak, adalete olan itibarı azaltan davranış ve hareketlerden sakınacak kişiler olarak yetiştirmek; adaylara, çalışma disiplinine riayet etme vasfını kazandırmak olarak sayılmıştır.
Görüldüğü üzere, yazılı düzenlemelere bakıldığında herşey yolunda gibi görünmekle birlikte, uygulamada birtakım aksaklıklar bulunmaktadır. Hakim ve Savcı Adayları Eğitim Merkezinin yapılanması açısından en önemli eksiklik, Kanunda yazılı olmasına karşın şimdiye kadar, Merkez yönetiminde idari yargıdan kimseye görev verilmemiş olmasıdır. Bu kadar özellikli bir yargı alanının adaylarını yetiştirmede görev yapan bir kurumun yönetiminde idari yargıdan kimsenin yer almaması gereksinimleri kavramada birtakım zorluklar yaratmaktadır. Bu nedenle bir an önce, Kanundaki hüküm doğrultusunda idari yargıyı da dahil eden bir yönetim biçimi oluşmalıdır.
Adalet Akademisi ile ilgili görüşlerimizi belirtmeden önce, bazı gelişmiş ülkelerdeki örneklere bakmanın yararlı olduğunu düşünüyoruz.
a) Almanya “Hakimler Akademisi”: F. Almanya, 1968 yılında “Alman Hakimler Akademisi”ni kurmuştur. Alman Hakimler Akademisi, Almanya’nın Rheinland-Pfalz Eyaletinde Trier’de ve Brandenburg Eyaletinde Wustran’da bulunmaktadır. Alman Hakimler Akademisi, bütün hakim ve savcıların toplumdaki, siyasi, ekonomik ve bilimsel alanlardaki gelişmelere ayak uydurmasını amaçlamıştır. Alman Hakimler Akademisi başkanı (direktör), hakim-savcı veya hakimlik mesleği için gereken niteliklere sahip yüksek bir kamu görevlisi arasından seçilir, belli usule göre atanır. Bu Akademide, yılda 150 seminer, sempozyum, kollogyum ve benzeri toplantılar yapılmakta, bunlar bir yıl önceden duyurulmakta, böylece yüksek katılımlar olmaktadır. Akademide, 1997 yılında ele alınan bazı konuları şu şekilde sıralayabiliriz: Modern mahkeme yönetimi, kadınlara şiddet ve aile, velayet hakkı, yargıda stres yönetimi, Avrupa topluluğu hukuku, yargıda görevli kadınlar, yargı ve medya, hukuk ve şiddet, hukuk kültürünün çöküşü, çalışma ortamında stresin önlenmesi.
Almanya’da idari yargıda görev almak için hukuk fakültesi mezunu olma zorunluluğu vardır. Diğer fakültelerin mezunlarına idari yargıda görev alma yolu kapatılmıştır.
b) Fransa “Ulusal Hakimlik Okulu” (Ecole Nationale de la Magistrature – ENM): Fransa, 1958 yılında bir merkez kurmuş, 1966 yılında meslek içi eğitim için ayrı bir merkez ihdas etmiş, 1970 yılında bu iki merkez “Ulusal Hakimlik Okulu” adı altında birleştirilmiş, adalet eğitim ve eşgüdüm merkezi olmuştur. Bu kurum, Fransız Adalet Bakanlığına bağlı olup hakimleri eğiten tek kurumdur. Merkezi Bordeaux’da olup Paris’te de bir eğitim merkezi vardır. Amacı, hakimleri mesleğe hazırlama ve meslek içi eğitimlerini gerçekleştirerek geleceğe hazırlamaktır. Meslek içi eğitime önem verilmektedir. Fransa’daki bu okul, hakim ve savcıların meslek içi eğitimlerinde altı amaç izlemektedir; hukuki bilgilerin güncelleştirilmesi, çağdaş toplumun sorunları üzerinde düşünme, Fransa’nın ve Avrupa Topluluğu’nun idari, sosyal ve kültürel yapısının tanınması, Fransız hukukunun Avrupa Birliği ve diğer ülkelere açılması, Hakimin çalışma arkadaşlarıyla ilişkileri, kamu hizmetlerinin modernleşmesi. Bu okulda her yıl, 150-200 arasında hakim adayı yetiştirilir. Öğretim süresi 31 aydır. Çalışmalar kuramsal ve uygulamalı olarak sürdürülür. Mahkemede, devlet dairelerinde, şirketlerde staj yapılır. Psikiyatri, muhasebe gibi hukuku destekleyen yan dallardan da yararlanılır. Uluslararası bölümde, 87 ülkeden gelen 2000’den fazla yabancı hakim yetiştirilmiştir. Uluslararası bölüm, onsekiz aylık ve altı aylık iki ayrı stajı kapsar. Başvuru, ilgili yabancı devlet tarafından yapılır.
Fransa’da idari yargının kaynağını esas olarak, “Ulusal Yönetim Okulu” (Ecole Nationale d’Administration – ENA) oluşturmaktadır. Burada eğitim alanlar arasından sınavda en başarılı olanlar Fransız Danıştay’ında kıdemli hakimlik (maîtres des requêtes) yapmak üzere seçilmektedir. Yine idare mahkemelerinde görev yapacak hakimlerin dörtte üçü de ENA mezunları arasından seçilir. ENA’ya devam edenlerin birkısmı hukuk fakültesi mezunu iken, büyük çoğunluk diğer fakültelerden gelenlerden oluşmaktadır.
Aynı bizde olduğu gibi Fransa’da da idari yargıda hukuk fakültesi mezunu olanlar ve olmayanlar birlikte çalışmaktadır.
c) Japonya “Hakim Akademisi”: Japonya, 1947 yılında “Adalet Eğitim ve Araştırma Enstitüsü”nü kurmuştur. Bu kurum, hakim ve savcıların meslek öncesi ve meslek içi eğitimlerini sağlamayı amaçlamıştır.
d) İngiltere “Hukuk Eğitimi Danışma Komitesi”: İngiltere’de, hukukçuların meslek içi eğitimi ve uzmanlaşmalarının sağlanması için bir “Enstitü” kurulması, ayrıca Üniversiteler ile meslek kuruluşları arasında işbirliğini sağlamak üzere “Hukuk Eğitimi Danışma Komitesi” kurulması, Ormrod raporu ile önerilmiştir. Ayrı bir idari yargı sistemi bulunmayan İngiltere’de asıl olan usta – çırak ilişkisi benzeri bir sistemle hakimlerin yetişmesidir. Mesleklerinde deneyim kazanmış avukatlar arasından hakimlik mesleğine geçenler de bulunmaktadır.
Örneklere baktığımız zaman, hakim yetiştirmek konusunda her ülkenin kendi koşullarının belirleyici olduğunu görüyoruz.
Türkiye Adalet Akademisi’nin kuruluşu için yasal zeminin hazırlanması girişimleri, olumlu sonuçlar doğuracak bir çaba olarak karşımıza çıkmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin de, yargı sistemimizin bir parçası haline geldiği düşünüldüğünde, eğitim çalışmalarının kurumsal bir yapı içinde yürütülebilmesi, adalet kamu hizmetinin yararına olacaktır. Sürekli yenilenmek ve tüm kamu hizmeti yaşamını bir eğitim sürecine dönüştürmek hizmetin niteliğini arttıracaktır.
Hakim ve savcılar, avukat ve noterler ile adalet hizmetine yardımcı personelin meslek içi eğitimi ve gelişmesini sağlamayı; danışma ve yardımda bulunmayı; inceleme, araştırma ve yayın çalışmaları yapmayı; hukuki bilişim merkezi kurmayı; hukuk ve adalet alanını ilgilendiren kurum, kuruluş ve kurullar arasında işbirliği ve eşgüdümü geliştirmeyi amaçlayan Adalet Akademisinin, tüzelkişiliğe ve idari – mali özerkliğe sahip olması ayrıca önem taşımaktadır.
Ancak, kanun tasarısının 4. maddesindeki bu belirlemenin ardında yer alan maddelere girildikçe, idari özerkliği zedeleyen, hatta aykırı düşen düzenlemelerle karşı karşıya geliyoruz.
Tasarının Danıştay’ca değerlendirilip görüşünün Adalet Bakanlığına gönderildiği ilk evrede belirtildiği üzere, Akademi Başkan ve Başkan Yardımcılarının Bakanlar Kurulunca atanması (m. 9), Genel Sekreterin bakan tarafından atanması (m. 11), Genel Kurulun oluşumunda Bakanlık yetkililerine ağırlık verilmesi (m. 12), Genel Kurulun Bakanın başkanlığında toplanması, Yönetim Kurulunda Bakanlık Personel Genel Müdürünün bulunması (m. 15), Denetim Kurulu üyelerinin Adalet Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı tarafından görevlendirilmesi (m. 18), Eğitim Merkezi Başkan ve Başkan Yardımcılarının Bakan tarafından atanması (m. 27), idari özerkliğe aykırı düzenlemeler olarak görülmüştür.
Kamu hizmeti görecek olan Adalet Akademisi, bir yandan tüzelkişiliğe sahip kılınırken, başka bir anlatımla, çalışmalarında bağımsız bir biçimde ve kendi organları eliyle karar alma yetkisi tanınırken; öte yandan, merkezi idareye belirleyici ölçüde yetki alanı bırakılmaktadır.
Bu durumda, seçilen organlar eliyle yönetim ilkesinden ve idari özerklikten sözetme olanağı kalmamaktadır. İstenilen, 4. maddede nitelendirilen kurum ise, sözünü ettiğimiz maddeleri bu niteliğe uygun olarak değiştirmeli; idari vesayet uygulanması gerekli görülmekte ise, vesayet yetkisi özerkliği zedelemeyecek sınırda tutulmalıdır. O zaman, ilgili olduğu Bakanlık, doğal olarak bağlı olduğu Bakanlığa dönüşecektir.
Yasa tasarısı, yargı bağımsızlığı ve yargıç güvencesiyle yakından ilgili olduğuna göre, özerklik ilkesi daha da önem kazanarak öne çıkmaktadır.
D – Meslek (Hizmet) İçi Eğitim
Fakülte eğitimi ve arkasından da staj yapılarak geçirilen toplam altı yıllık bir süre sonunda mesleğe başlayan hakimler için, meslek içi eğitim zorunluluğu bulunmamaktadır. Bu da hakimlerin dönemsel olarak genel bilgilerini yenileyememesine, çalıştıkları alanlar dışındaki konulara uzak kalmalarına neden olmaktadır. Bu nedenle meslek içi eğitim programları düzenlenmesinin gerekliliğine inanıyoruz. Çünkü her kurum hizmetlerini personeli aracılığıyla yürüttüğüne göre, unsurlarından birini ve belki de en önemlisini personeli oluşturmaktadır. Kamu hizmetlerinin görülmesi ve yürütülmesinde de personelin rolü aynı önemdedir. Soyut birer varlık olan tüzelkişilere hayat ve irade verecek olanlar bu kişilerdir . Aynı şekilde idari yargıya hayat ve irade verecek olan hakimlerin ve savcıların düzenli olarak meslek içi eğitimden geçirilmesi gerekmektedir.
Hizmet içi eğitim, “personelini çalıştığı kuruluşun amaçlarını benimsemekte ve desteklemekte daha istekli kılınması ve kuruluşun değişen koşullara uyumunu sağlayarak örgütsel etkililiğin gerçekleştirilmesi için başvurulan eğitim etkinlikleri” anlamına geldiği gibi, “personelin hizmete yatkınlığını sağlamak, verimlilik düzeyini yükseltmek, onları daha ileriki görevlere hazırlamak, görev ve sorumluluklarını daha iyi yerine getirebilmelerini sağlamak için bilgi ve deneyimlerini arttırmayı, gereksenen becerileri kazandırmayı amaçlayan eğitim etkinlikleri” anlamına da gelmektedir.
Tanımda sayılan amaçların idari yargıda görev yapanlar açısından da geçerli olduğu açıktır. İdari yargıda görevli bir hakimin, öğrendiği bilgileri tazelemesi, gelişmelere ayak uydurabilmesi, daha verimli çalışabilmesi, daha hızlı ve adil olarak uyuşmazlık çözebilmesi ve mesleğinde belli deneyim kazandıktan sonra bir gün Mahkeme Başkanı, Bölge İdare Mahkemesi Başkanı, Danıştay Üyesi ya da Danıştay’da Daire Başkanı olabilmesi için meslek içi eğitim alması kaçınılmazdır.
Danıştay, yargı organları arasında, meslek içi eğitim konusunda öncülük yapmış, daha 1970 yılında çıkarttığı “Hizmet İçi Eğitim Yönetmeliği” ile Danıştay meslek mensuplarının hizmet içi eğitimi konusunda düzenleme getirmiştir.
Yönetmelik dayanağını 521 sayılı Danıştay Kanununun ek 19. maddesinde bulmaktadır. Maddeye göre, kanunsözcüleri, başyardımcı ve yardımcılar, hizmet içi eğitim çalışmalarına katılmak zorundadırlar. Yapılan mesleki çalışmaya katılmayanların veya başarı gösteremeyenlerin durumları, sicillerine işlenir ve bu hal yükselmelerinde gözönünde bulundurulur. Hizmet içi eğitim çalışmalarının hangi konuları kapsayacağı ve ne şekilde yapılacağı hizmet içi eğitim yönetmeliğiyle; bu çalışmaların meslek mensuplarının sicillerine etkisi sicil yönetmeliğiyle düzenlenir.
Yönetmeliğin 1. maddesine göre, Danıştay meslek mensuplarından kanunsözcüleri ile başyardımcı ve yardımcıların bilgilerini arttırmak ve yetişmelerini sağlamak amacıyla hizmet içi eğitim yapılır. Hizmet içi eğitim çalışmaları üç grupta toplanır (Yön. m. 2): a) Başta idare ve anayasa hukuku olmak üzere gerekli görülecek hukuk dallarındaki bilgileri arttırmak için çalışmalar yapmak, b) Bilimsel araştırma ve incelemelerde bulunmak, c) Yabancı dil öğrenimi yapmak.
- Hukuk bilgisi: Kanunsözcüleri ile başyardımcı ve yardımcıların başta idare ve anayasa hukuku olmak üzere gerekli görülecek hukuk dallarındaki bilgilerini arttırmak amacı ile kurlar düzenleneceği, kurların konferans şeklinde ve gerekli görülen hallerde tartışmalı olarak yapılacağı Yönetmelikte düzenlenmiştir. Buradaki gerekliliğin, konferansçının düşüncesi alınmak suretiyle Hizmet İçi Eğitim Kurulunca önceden belirtileceği ve konferansların, Hizmet İçi Eğitim Kurulunun önerisi üzerine Danıştay Birinci Başkanının uygun göreceği, üniversite öğretim üyeleri ve görevlileri ile Danıştay meslek mensupları ve konularında bilgileriyle seçkinleşmiş diğer kişiler tarafından verileceği belirtilmiştir. Meslek mensuplarının bu kurlara devam ve başarı dereceleri, konferansçının düşüncesi de alınmak suretiyle Hizmet İçi Eğitim Kurulunca belirtilecek esaslara göre saptanacaktır.
- Bilimsel araştırma ve incelemeler: Özellikle idari davalar ve Danıştay idari kararları ve içtihadı ile ilgili konularda yapılması öngörülmüştür. Bilimsel araştırma ve incelemelerin, Hizmet İçi Eğitim Kurulunca, ilgili Daire Başkanı ve Başkanunsözcüsünün uygun düşünceleri alınarak düzenlenecek esaslar kapsamında, Ankara Üniversitesi Hukuk ve Siyasal Bilgiler Fakültelerinde açılan doktora kurlarına katılmak yoluyla ya da bu Fakültelerin öğretim üyeleri ve görevlileri ile Danıştay meslek mensupları ve konularında bilgileriyle seçkinleşmiş kişilerin gözetimi altında seminer çalışması şeklinde yapılacağı Yönetmeliğin 13. maddesinde düzenlenmiştir. Yapılan bilimsel araştırma ve incelemeler sonunda hazırlanacak çalışma ve tezlerin değerlendirilme yöntem ve esasları da Hizmet İçi Eğitim Kurulunca belirlenecektir. Gerekli görülen durumlarda, bilimsel araştırma ve inceleme yöntemleri hakkında da kurlar düzenlenebilir.
- Yabancı dil bilgisi: Kanunsözcüsü, Başyardımcı ve yardımcıların, genel dil bilgilerini belirli bir düzeye çıkartmak amacıyla Danıştay’da veya Hizmet İçi Eğitim Kurulunca belli edilecek bir kuruluşta yabancı dil kurları düzenlenir. bu kurları başarı ile bitirenler için, Danıştay’da veya Hizmet İçi Eğitim Kurulunca belirlenecek bir kuruluşta mesleki konularda çeviri kurları düzenlenir. Yabancı dil çalışmalarının değerlendirilme yöntem ve esasları Hizmet İçi Eğitim Kurulunca düzenlenir.
Görüldüğü üzere, mesleğe alınma ve yeterlik sınavlarının ardından yapılan altıncı dereceye yükselme sınavı ile ikinci dereceye yükselebilmek için zorunlu tez hazırlama ile kanunsözcüleri ve yardımcılarının mesleki yetişkinliklerini geliştirme yoluna gitme yeterli görülmemiş, meslek içi eğitime de büyük önem verilmiştir.
1970’lerde var olan bu hizmet içi eğitim neden bugün verilememektedir? 1982 sonrası ilk derece mahkemelerinin kuruluşu ile iki dereceli yapıya geçiş ve Danıştay Kanunundaki değişiklik sırasında 521 sayılı Kanunda yer alan “hizmet içi eğitim” konusundaki madde 2575 sayılı Danıştay Kanununa alınmamıştır.
Bunun yerine 29 Ağustos 1983 tarihinde Adalet Bakanının onayı ile yürürlüğe girmiş olan bir “Hakim ve Savcıların Meslek İçi Eğitim Yönetmeliği” bulunmaktadır. Yönetmeliğin amacı, adli ve idari yargıya mensup hakim ve savcıların yurt içindeki ve yurt dışındaki meslek içi eğitimlerine ilişkin esaslar ve usulleri düzenlemektir. Meslek içi eğitim, mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına uygun olarak, Yönetmelik kapsamına girenlerin bilgi, yetenek, verimlilik ve deneyimlerini geliştir mek ve artırmak üzere, kurs, seminer, sempozyum, konferans, yurt dışı eğitim şeklinde yapılmaktadır.
Yurt içi meslek içi eğitim, Adalet Bakanlığı Eğitim Dairesi Başkanlığınca, Bakanlık merkez birimleriyle işbirliği yapılmak suretiyle hakim ve savcıların, tespit edilen eğitim ihtiyaçları gözönünde tutularak hazırlanmaktadır.
Yönetmeliğin 12. maddesine göre, hakim ve savcılar, Bakanlığın istemi üzerine, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca, Danıştay Başkanlığının uygun görüşü de alınmak suretiyle, bilgilerini artırmak amacıyla ve kurs yerine geçmek üzere Danıştay’da geçici yetki ile görevlendirilebilirler.
Uygulamada adli yargı mensupları için yürütülen meslek içi eğitim idari yargı mensupları için yürütülmemektedir. Bu konuda şimdiye kadar Danıştay ile yapılmış bir görüşme ve çalışma bulunmamaktadır.
En kısa sürede bu konudaki eksiklik giderilmelidir. İlk derece mahkemelerinde çalışan hakimlerin de katılacakları düzenli bir meslek içi eğitim çalışması başlatılmalı ve idari yargıyla ilgili ayrı bir meslek içi eğitim yönetmeliği çıkartılmalıdır.
Günümüzde hakim ve savcıların, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulundan alacakları izin ile çeşitli hukuk dallarında yükseklisans (master) ve doktora yapma olanağı bulunmaktadır. Yine bu çerçevede kamu yöneticisi yetiştirmek üzere kurulmuş olan Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsünce düzenlenen lisansüstü eğitim programlarına da katılabilmektedirler. Ancak buradaki zorluk, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun izin vermek konusundaki isteksizliğidir. Ayrıca, belirttiğimiz lisansüstü eğitimlerin meslek içi eğitimin yerini tutmayacağı açıktır.
Yine bu çerçevede Danıştay, zaman zaman düzenlediği Konferanslar ve her yıl Kuruluş Yıldönümü etkinlikleri çerçevesinde düzenlediği Sempozyumlar ile mensuplarına mesleki eğitim vermeye çalışmaktadır. Bunların da gerçek ve düzenli bir meslek içi eğitimin yerini tutmayacağı açıktır.
İlk derece mahkemelerinde çalışan hakimler ile Danıştay savcıları ve Danıştay tetkik hakimlerini kapsayacak ve Danıştay ile Adalet Bakanlığının işbirliği çerçevesinde düzenlenecek hizmet içi eğitim programlarına gereksinim bulunmaktadır. Bu programlara eskiden olduğu gibi katılım zorunlu tutulmalı ve meslekte yükselmede gözönüne alınmalıdır.
Yabancı dil öğrenmeye gelince, dünyayla ilişkilerimizin daha da geliştiği günümüzde bundan 30 yıl öncesine göre daha fazla yabancı dil bilen hakim ve savcıya gereksinim olduğu kesindir. Bu nedenle, aynı şekilde eskiden olduğu gibi idari yargı mensupları için yabancı dil kursları düzenlenmeli, kurslar sonrasında başarılı olanlar olanaklar içinde yabancı ülkelere gönderilmeli ve mesleki bilgi ve görgülerinin arttırılması sağlanmalıdır. Bu çerçevede Danıştay, 1999 yılından beri toplam 20 Danıştay Savcısı ve Tetkik Hakimini yurt dışına çalışma yapmak üzere göndermiştir. Ancak buradaki sıkıntı da gönderilen kişilerin kendi olanaklarıyla yabancı dil öğrenmiş kişiler olmalarıdır. Bu sayının artması ve hatta taşra örgütüne yayılması için Adalet Bakanlığı ile birlikte daha fazla sayıda hakimin katılabileceği dil kursları düzenlenmelidir.
SONUÇ
İdari yargıda hakim ve savcılık mesleği ayrı bir uzmanlık gerektirmektedir. Bu nedenle meslek kadar meslek öncesi eğitim de çok önemlidir. Meslek öncesi eğitim, fakültelerde verilen eğitim ile fakülteler sonrası idari yargı hakim adaylığı döneminde yapılan stajı kapsamaktadır.
Hukuk fakültesi mezunu olmak ya da olmamak, iyi bir kamu hukukçusu (özellikle idare hukukçusu) olmak bakımından tek belirleyici değildir. Önemli olan fakültede verilen eğitimin kişiye yeterli düzeyde hukuk bilgisi vermesi ve iyi bir kamu hukukçusu niteliği kazandırmasıdır. Bu niteliğe sahip kişilerin gireceği sınav sonrasında yapacakları iki yıllık idari yargı hakim adaylığı stajının da, kamu hukukçusu özelliğini geliştirip adayları muhakeme yetisi gelişmiş, kültürlü, bilgili iyi birer idari hakim yapabilmesidir.
Varolan staj sistemi de bu kapsamda gözden geçirilmeli, kurulacak bir Adalet Akademisi ile ya da kurulamıyorsa varolan Eğitim Merkezinin çalışma biçimine yenilikler getirilmesi yoluyla staj daha verimli hale getirilmelidir.
Anlatmaya çalıştığımız gibi, idari hakim olup mesleğe başladıktan sonra da öğrenme ve yetişme süreci devam etmeli, başta anayasa ve idare hukuku olmak üzere çeşitli hukuk dallarında bilimsel çalışmalar, incelemeler yapılmalıdır. Bunun yanında öğrenilecek bir yabancı dil ile dünyadaki gelişmeleri, özellikle diğer idari yargı örgütleri ile ilgili gelişmeleri izleme olanağı yaratılmalıdır. Bu husus kişilerin isteklerine ve olanaklarına bırakılmamalı, yapılacak düzenlemeler ile mesleki açıdan birtakım zorlayıcı teşvikler konmalıdır.
Ancak bütün bunların gerçekleşmesi halinde sağlıklı bir eğitimden ve bunun verimli sonuçlarından sözedilebilir.

KAYNAKÇA
• “Adli ve İdari Yargı Hakim Adaylığı Sınav ve Mülakat Yönetmeliği”, 15 Ekim 1982 tarih ve 17839 sayılı Resmi Gazete
• “Adli ve İdari Yargıda Adaylık Yazılı Sınav ve Mülakat Yönetmeliği” 23 Eylül 1983 tarih ve 18170 sayılı Resmi Gazete
• “Adli ve İdari Yargıda Hakim ve Savcı Adaylığı Yazılı Sınav, Mülakat ve Atama Yönetmeliği”, 9 Eylül 1991 tarih ve 20986 sayılı Resmi Gazete
• “Adli ve İdari Yargıda Hakim ve Savcı Adaylığı Yazılı Sınav, Mülakat ve Atama Yönetmeliğinin Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”, 25 Şubat 1998 tarih ve 23269 sayılı Resmi Gazete
• Ali Rıza Alpaslan, “Danıştay Başkanunsözcülüğü”, Danıştay Dergisi, 1977, sayı: 20 – 21, s. 46 – 67
• Ali Ulusoy, “İdari Yargı Mensuplarının Seçilmeleri, Güvenceleri ve Denetlenmeleri – Fransa ile Karşılaştırmalı Bir İnceleme”, Danıştay’ın 133. Kuruluş Yıldönümü nedeniyle düzenlenen Sempozyumda sunulan bildiri, yayımlanmamış
• Ahmet Güler, Ülkemizde İdari Yargıç Adaylarının Yetiştirilmesi, yayımlanmamış tez, TODAİE Kamu Yönetimi Lisansüstü Uzmanlık Programı
• Anayasa Mahkemesinin 28.2.1989 tarih ve E: 1988/32, K: 1989/10 sayılı kararı, http://www.anayasa.gov.tr
• Anayasa Mahkemesinin 25.5.1976 tarih ve E: 1976/1, K: 1976/28 sayılı kararı, Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, sayı 14, 1977, s. 185
• Cavit Can, “İdari Yargıda Hakimler ve Savcılar”, I. Ulusal İdare Hukuku Kongresi, Birinci Kitap, İdari Yargı, Danıştay Yayını, 1990, s. 337 - 381
• Danıştay, 1868 – 1993, Danıştay Matbaası, Ankara, 1993
• Danıştay Kanunu, 24 Aralık 1964 tarih ve 521 sayılı Kanun
• Danıştay Kanunu, 6 Ocak 1982 tarih ve 2575 sayılı Kanun
• “Danıştay Hizmet İçi Eğitim Yönetmeliği”, 29.4.1970 tarih ve 13483 sayılı Resmi Gazete
• “Danıştay Sınav Yönetmeliği”, 21.4.1965 tarih ve 11981 sayılı Resmi Gazete
• Güven Dinçer, “Anayasa Hareketi Olarak Şurayı Devletin Kuruluşu”, Mülkiyeliler Birliği Dergisi, Danıştay’ın 100. Yılı Özel Sayısı, sayı: 11, 1968, s. 5 – 6 ve 42
• Hakimler ve Savcılar Kanunu, 24 Şubat 1983 tarih ve 2802 sayılı Kanun
• Hakim ve Savcıların Meslek İçi Eğitim Yönetmeliği
• Hakim ve Savcı Adayları Eğitim Merkezi Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun, 6 Haziran 1985 tarih ve 3221 sayılı Kanun
• “Hakim ve Savcı Adayları Eğitim Merkezinin Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki Kanunun Uygulanmasına Dair Yönetmelik”, 15 Kasım 1989 tarih ve 20343 sayılı Resmi Gazete
• Harun Çetintemel, “Türkiye’de Hukuk Öğretimi (İdare Hukuku Öğretim ve Eğitimi ile Sınırlı Olarak), Danıştay Dergisi, 1997, sayı: 92, s. 37 - 48
http://www.iskur.gov.tr/mydocu/meslek/hakim.htm
http://www.iskur.gov.tr/mydocu/meslek/savc.htm
• “İdari Yargı Hakim Adaylarının İl Valiliklerinde Yapacakları Staj Hakkında Yönetmelik”, http://www.adalet.gov.tr/yayin/yonet...ilik_staj.html
• “İdari Yargı Hakimlik Sınavı İlanı”, http://www.adalet.gov.tr
• Kazım Yenice, “Dosya ve Raportörü”, Danıştay Dergisi, 1973, sayı: 11, s. 61 – 65
• Nuri Alan, “Türkiye’de Kamu Hukuku Eğitimi ve Kamu Hukukçularının Yetiştirilmesi”, Tayland Yüksek İdare Mahkemesinde 26 Eylül 2002 tarihinde Fransızca olarak sunulan bildiri metni, yayımlanmamış
• Orhan Dikbaş, “Hizmet İçi Eğitim”, Danıştay Dergisi, 1971, sayı 1, s. 45 - 58
• Orhan Tüzemen, “Danıştay Kanunsözcüsünün Görevleri”, Mülkiyeliler Birliği Dergisi, Danıştay’ın 100. Yılı Özel Sayısı, sayı: 11, 1968, s. 41 – 42
• Orhun Yet, “İlk Derece Mahkemelerinin Kuruluşunun 17. Yılında İdari Yargının Sorunları ve Çözüm Önerileri”, Danıştay Dergisi, 1999, sayı: 99, s. 3 - 13
• Orhun Yet, “İdari Yargıda Yapısal Değişim, Danıştay’ın 133. Kuruluş Yıldönümü nedeniyle düzenlenen Sempozyumda sunulan bildiri, yayımlanmamış
• Ömer Bozkurt, Turgay Ergun, Seriye Sezen, Kamu Yönetimi Sözlüğü, TODAİE Yayını No:283, Ankara, 1998
• Özcan Çine, “Türkiye Barolar Birliği ve Hukuk Eğitimi”, http://www.barobirlik.org.tr/stajer/2yazi.htm
• Salih Er, “Yönetsel Yargı, Mülkiye Mezunlarına Kapatılmaya Çalışılıyor”, Mülkiye Dergisi, cilt XXV, sayı 227, s. 123 - 128
• Sıddık Sami Onar, İdare Hukukunun Umumi Esasları, cilt III, 1966, s. 1911
• Tahsin Bekir Balta, “Danıştayımız”, Mülkiyeliler Birliği Dergisi, Danıştayın 100. Yılı Özel Sayısı, sayı: 11, 1968, s. 2 - 4
• Tahsin Fendoğlu, “Yargı Reformunun Eşgüdüm Merkezi Olarak Hakim Akademileri”,http://www.dicle.edu.tr/dictur/surya...rgireformu.htm
• “Türkiye Adalet Akademisinin Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı” ve gerekçesi, Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan metin
• “Türkiye Adalet Akademisinin Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı” hakkında Danıştay’ın görüşünü içeren 26.4.2000 tarihli Rapor
• Ülkü Azrak, “Hukuk Devleti, İdare Hukuku ve Danıştay”, II. Ulusal İdare Hukuku Kongresi, İdari Yargının Dünyada Bugünkü Yeri, Danıştay Yayını, 1993, s. 11 – 37
• Zehra Odyakmaz, “İdari Yargı İle İlgili Öneriler”, Danıştay’ın 133. Kuruluş Yıldönümü nedeniyle düzenlenen Sempozyumda sunulan bildiri, yayımlanmamış

EKLER
İDARİ YARGI TAŞRA ÖRGÜTÜNDE MEZUNİYET DURUMU (2002)


İLİ
HAKİM SAYISI HUKUK FAKÜLTESİ MEZUNU BÖLGE İDARE MAHKEMESİ
İDARE MAHKEMESİ
VERGİ MAHKEMESİ
ADANA 20 3 2 1
AFYON 3 1 1
ANKARA 89 14 1 13
ANTALYA 16 1 1
AYDIN 15
BALIKESİR 5 1 1
BURSA 19 1 1
ÇORUM 3
DENİZLİ 10 4 1 2 1
DİYARBAKIR 12 2 2
EDİRNE 10
ELAZIĞ 3
ERZURUM 16 3 2 1
ESKİŞEHİR 10 3 3
GAZİANTEP 13 4 2 2
HATAY 4 3 3
MERSİN 9 3 1 2
İSTANBUL 72 19 1 12 6
İZMİR 43 7 2 3 2
KAYSERİ 11 2 1 1
KIRIKKALE 10 4 2 2
KOCAELİ 4 1 1
KONYA 11 1 1
MALATYA 11 3 1 2
MANİSA 13 2 1 1
MUĞLA 5 1 1
ORDU 9 2 1 1
SAKARYA 16 3 3
SAMSUN 12 1 1
SİVAS 10 2 1 1
TEKİRDAĞ 3
TRABZON 10 3 1 1 1
VAN 11 3 2 1
ZONGULDAK 12 1 1
TOPLAM 521 98 12 60 26


% 18.80’i Hukuk Fakültesi mezunudur.

DANIŞTAY’DA GÖREV YAPANLARIN MEZUNİYET DURUMU (1968)

Danıştay Üyeleri (70 kişi)
Hukuk Fakültesi – 40
Siyasal Bilgiler Fakültesi – 24
İktisat Fakültesi – 1
Yüksek Ticaret Enstitüsü - 3
Harp Okulu – 2
ORAN : % 57.14


Danıştay Kanunsözcüleri (35 kişi)
Hukuk Fakültesi – 25
Siyasal Bilgiler Fakültesi – 7
İktisadi Ticari İlimler Akademisi – 1
Harp Okulu - 2
ORAN: % 71.42

Danıştay Yardımcıları (142 kişi)
Hukuk Fakültesi – 109
Siyasal Bilgiler Fakültesi – 24
İktisadi Ticari İlimler Akademisi – 9
ORAN: % 76.76


GENEL TOPLAM (247 kişi)
Hukuk Fakültesi – 174
Diğer Fakülteler – 73
ORAN: % 70.44

DANIŞTAY’DA GÖREV YAPANLARIN MEZUNİYET DURUMU (1985)

Danıştay Üyeleri (70 kişi)
Hukuk Fakültesi – 44
Siyasal Bilgiler Fakültesi – 21
İktisat Fakültesi – 1
İstanbul Teknik Üniversitesi - 1
İktisadi Ticari İlimler Akademisi – 1
Harp Okulu – 2
ORAN : % 62.85


Danıştay Savcıları (29 kişi)
Hukuk Fakültesi – 18
Siyasal Bilgiler Fakültesi – 8
İktisadi Ticari İlimler Akademisi – 3
ORAN: % 62.06

Danıştay Tetkik Hakimleri (91 kişi)
Hukuk Fakültesi – 58
Siyasal Bilgiler Fakültesi – 23
İktisat Fakültesi – 1
İktisadi Ticari İlimler Akademisi – 9
ORAN: % 63.73


GENEL TOPLAM (190 kişi)
Hukuk Fakültesi – 110
Diğer Fakülteler – 80
ORAN: % 72.72


DANIŞTAY’DA GÖREV YAPANLARIN MEZUNİYET DURUMU (1990)

Danıştay Üyeleri (70 kişi)
Hukuk Fakültesi – 44
Siyasal Bilgiler Fakültesi – 19
İktisadi Ticari İlimler Akademisi – 4
İktisat Fakültesi - 1
Harp Okulu – 2
ORAN : % 62.85


Danıştay Savcıları (29 kişi)
Hukuk Fakültesi – 17
Siyasal Bilgiler Fakültesi – 6
İktisadi Ticari İlimler Akademisi – 1
ORAN: % 58.62

Danıştay Tetkik Hakimleri (100 kişi)
Hukuk Fakültesi – 52
Siyasal Bilgiler Fakültesi – 25
İktisat Fakültesi - 2
İktisadi Ticari İlimler Akademisi – 21
ORAN: % 52


GENEL TOPLAM (199 kişi)
Hukuk Fakültesi – 113
Diğer Fakülteler – 86
ORAN: % 56.78


İDARİ YARGIDA GÖREV YAPANLARIN MEZUNİYET DURUMU (2002)
Danıştay Üyeleri (87 kişiden 85’i)
Hukuk Fakültesi – 71
Siyasal Bilgiler Fakültesi – 10
İktisadi Ticari İlimler Akademisi – 3
Harp Okulu – 1
ORAN : % 83.52

Danıştay Savcıları (44 kişiden 43’ü)
Hukuk Fakültesi – 14
Siyasal Bilgiler Fakültesi – 9
İktisadi Ticari İlimler Akademisi – 19
Sevk ve İdare Yüksek Okulu – 1
ORAN: % 32.55

Danıştay Tetkik Hakimleri (187 kişiden 181’i)
Hukuk Fakültesi – 49
Siyasal Bilgiler Fakültesi – 90
İktisadi İdari Bilimler Fakültesi - 39
İktisadi Ticari İlimler Akademisi – 2
Sevk ve İdare Yüksek Okulu – 1
ORAN: % 27.07

İlk Derece Mahkemeleri (521 kişi)
Hukuk Fakültesi – 98
Diğer Fakülteler - 423
ORAN: % 18.80

GENEL TOPLAM (839 Kişiden mezuniyeti belirlenebilen toplam 830 kişi)
Hukuk Fakültesi – 232
Diğer Fakülteler – 598
ORAN: % 27.95
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

İlgili Hukuk Terimleri
hakim savcı eğitimi stajı adayı süreci

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni ileti yazma Aktif Değil
Konuya yanıt verme Aktif Değil
Dosya ekleme Aktif Değil
İleti düzenleme Aktif Değil

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 00:40 .


Hukuk Forum Com Temeli Hukukun üstünlüğüne dayanan, tüm Hukukçu ve Hukuk severler için bir kütüphane, sosyal paylaşım ve mesleki dayanışma platformudur. Tüm görsel ve yazılı içeriğini ve kaynağını Türk Hukukundan almaktadır. Oluşturulma gayesi Türk Hukukuna katkıda bulunmak olan Hukuk bilgi bankamız her yaştan Hukuk severlerin kullanımına açık olup ücretsiz bir portaldır.

Hukuk Forum Com internet sitesinin tüm hakları saklı olup FSEK uyarınca koruma altındadır.

Site içeriği izinsiz yayınlanamaz ve kopyalanamaz. Siteye üye olan herkes site kullanım şart ve kurallarını kabul etmiş sayılmaktadır. Hukuk Forum Com © 2009

HukukForum.Com internet sitesi host hizmetini Doruk.Net servis sağlayıcısından almaktadır.


Powered by vBu11etin® Version 3.7.3
Copyright ©2000 - 2017, Je1soft Enterprises Ltd.